(399 S. KHK. m. 11) (4389 S. K. m. 22) (765 S. K. m. 202) (5237 S. K. m. 247) (4603 S. K. m. 1) (5411 S. K. m. 1) (CGK 08.02.2005 T. 2004/5-146 E. 2005/7 K.)
Zimmet suçundan sanık Ş. Akgül hakkında yapılan duruşma sonunda, hükümlülüğüne dair Zile Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 18.1.2006 günlü hükmün Yargıtay'ca tetkiki sanık müdafii tarafından süresinde istenilerek dava evrakı Cumhuriyet Başsavcılığının bozma isteyen 30.3.2006 günlü tebliğnamesiyle daireye verilmekle dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanık hakkında yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde irdelenerek suçunun sübutu kabul edilmiş, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde aşağıda gösterilen sebepler dışında bir isabetsizlik bulunmamış olduğundan sanık müdafiinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü sübuta, vesair hususlara değinen temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- 399 sayılı Yasa Hükmünde Kararnamenin 3771 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden düzenlenen 11/b maddesi uyarınca, ceza uygulamasında memur sayılan ve sair koşulları da oluştuğunda zimmet suçunu işleyebilecek olan Türkiye Halk Bankası personelinin banka parasını mal edinmesi halinde haklarında 4389 sayılı Kanunun 22/11. maddesi uyarınca daha ağır hükümler taşıyan 765 sayılı TCK. nun 202. (5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 247.) maddesinin uygulanması gerekeceği kabul edilmiş ise de Dairemizce de benimsenen Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun 08.02.2005 tarih ve 5/146-7 sayılı kararında da belirtildiği üzere, 25.11.2000 gününde yürürlüğe giren 4603 sayılı Kanun ile Türkiye Halk Bankası Anonim Şirkete dönüştürülmüş ve anılan Kanunun 1. maddesi 5. bendinde de 233 ve 399 sayılı Yasa Hükmünde Kararnamelerin uygulanamayacağı belirtilmiş olup, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 22. maddesinde 5237 sayılı TCK'da bulunan zimmet suçuna paralel olarak bankalar için özel düzenleme yapıldığı cihetle, sanığın zimmet eyleminin 4603 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşmiş olması sebebiyle suç tarihleri itibariyle memur gibi cezalandırılabilme olanağı kalmadığından, hükümden önce 01.11.2005 gününde yürürlüğe giren ve 4389 sayılı Yasayı yürürlükten kaldıran 5411 sayılı Bankacılık Yasası da sanık lehine değişiklikler içermekte olduğundan anılan Yasadaki göreve ait hükümler de gözetilerek bir karar verilmesi gerektiği düşünülmeden olayda uygulama yeri bulunmayan 5237 sayılı TCK. nun 247. maddesinin uygulanması suretiyle yazılı biçimde hüküm tesisi,
2- Kabule göre de; Türkiye Halk Bankası Zile Şubesinde gişe görevlisi sıfatıyla çalışan sanığın, banka müşterilerine ilişkin toplam 12 mevduat hesabında kendisine ilişkin paraf ve bilgisayarı kullanarak, bir kısmı sahte imzalı bir kısmı da imzasız tediye fişleri düzenlemek suretiyle toplam 128.904.220.000 Türk Lirası ve 4.300 Amerikan Dolarını zimmetine geçirdiği biçiminde kabul edilen olayın, Türkiye Halk Bankası Teftiş Kurulu Başkanlığı Müfettişi F. M. Altun tarafından düzenlenen 07.07.2004 günlü ve 2004/2 sayılı Kanuni Soruşturma Raporu'nda belirtildiği üzere, Türkiye Halk Bankası Zile/Tokat Şubesi yetkililerince 05.03.2004 tarihi tarih sonunda yapılan kontroller sırasında servis görevlisi sanığın 196848 nolu Ö. Kocakahya hesabına düzenlemiş olduğu tediye fişlerinde imza mutabakatsızlığı bulunduğunun fark edilmesi üzerine yapılan inceleme sonucunda ortaya çıkarıldığı; anılan soruşturma raporunun ekinde sunulan İlişik-1, İlişik-2 ve İlişik-3 sayılı banka içi yazışmalarının da bu durumu doğruladığı; yine zimmet eylemlerinde sanık tarafından düzenlenen tediye fişlerindeki imzaların ilgili mevduat hesabı sahibinin Müşteri Tanıtım Kartında bulunan imza örneklerine benzemediği, dolayısıyla iğfal kabiliyetlerinin de bulunmadığı, sanığın eyleminin bu haliyle adiyen zimmet niteliğinde bulunduğu gözetilmeden dosyada bulunan yetersiz ve dosya kapsamıyla uyuşmayan bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde karar verilmesi,
Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden hükmün istek gibi BOZULMASINA, sübutu kabul edilen suçun gerektirdiği ceza miktarına ve tutukluluk süresine göre tahliye isteminin reddine, 19.09.2006 günü oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy