(5237 S. K. m. 8) (5326 S. K. m. 27, 28, 29) (5271 S. K. m. 223, 267, 268, 269, 270, 271, 309) (YCGK. 07.12.2010 T. 2010/7-235 E. 2010/247 K.)
Dava ve Karar: Geçici ithalat, dahilde işleme ve gümrük kontrolü altında işleme rejimi çerçevesinde ülkeye getirilen eşyayı, gümrük işlemlerini gerçekleştirmeksizin serbest dolaşıma sokmak eyleminden dolayı Arat Tekstil San. ve Tic. A.Ş. yetkilileri S. A. N. A. H., A. T., S. M. G., U. E. ve M. A. haklarında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3/9. maddesine aykırılıktan 209.509,40 yeni Türk lirası idari para cezası uygulanmasına dair Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26.02.2008 tarihli ve 2008/76 kabahat sayılı idari yaptırım kararına yapılan başvurunun reddine ilişkin Çorlu Sulh Ceza Mahkemesinin 12.06.2008 tarihli ve 2008/451 müteferrik sayılı kararına yapılan itirazın keza reddine dair Çorlu Ağır Ceza Mahkemesinin 21.08.2008 tarihli ve 2008/522 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 25.01.2010 gün ve 3407 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 17.02.2010 gün ve KYB. 2010-30984 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Mezkur ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre;
1- Çorlu Havalimanı Gümrük Müdürlüğü'ne 10.10.2006 tarihli ve IM005741 sayılı gümrük beyannamesi ile dahilde işleme izin belgeli olarak ithal edilen 11461,45 m2 dokunulmuş mensucatın, 20.10.2006 tarihli ve EX 334474 sayılı gümrük beyannamesi ile Halkalı Gümrük Müdürlüğünden kadınlar ve kız çocukları için takım elbiseler, takımlar, ceketler, blazerler, elbiseler, etekler, pantolon etekler, pantolonlar olarak ihraç edildiği gözetilerek,
2- Haklarında idari yaptırım uygulanan N. A. H. ve A. T.'nun, 20.01.2006 tarihli şirket toplantısında yönetim kurulu üyeliklerinden istifa ettikleri ve bu kararın 13.02.2006 tarihli ve 5491 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlandığı dikkate alınarak,
İtirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Temel ceza kanunları olarak adlandırılan Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve Adli Sicil Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilerek 01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Anılan Kanunlarla ceza adalet sistemimizde önemli yenilikler ve değişiklikler yapılmıştır. Bu bağlamda Kabahatler suç olmaktan çıkarılmış ve yukarıda sayılan Kanunların kapsamı dışında tutularak kabahat fiilleri ile ilgili genel kanun niteliği taşıyan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu düzenlenerek 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe konulmuştur. Bu Kanunun 1-31. maddelerinden oluşan birinci kısmında kabahatler hakkında, a) kabahate ilişkin genel ilkeler, b) kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları, c) kabahatler dolayısıyla karar alma süreci, d) idari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolu, e) idari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esaslar konularında genel hükümler düzenlenmiştir. Kabahatler Kanununun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, diğer genel hükümlerinin ise idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımı gerektiren bütün kabahat fiilleri hakkında uygulanacağı hususu da 3.madde ile hüküm altına alınmıştır.
Kanun koyucu kabahatlerle ilgili genel hükümleri düzenlerken ihtiyaç duyduğu konularda başta 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu olmak üzere bazı kanunlara atıfta bulunan düzenlemelere de yer vermiştir. Örneğin 22. maddenin 4.fıkrası ile yer bakımından yetki kuralları konusunda 5271 sayılı CMUK.nun ilgili kurallarına 28. maddenin 5.fıkrası ile, tanıklığa, bilirkişi incelemesine ve keşfe ilişkin konularda 5271 sayılı CMUK.nun ilgili kurallarına, 6.maddesiyle yer bakımından uygulama konusunda 5237 sayılı TCK.nun 8. maddesine atıfta bulunmuştur.
Yine kanun koyucu bazı durumlarda idari yaptırım kararlarını Kabahatler Kanununda düzenlenen kanun yolundan farklı kanun yoluna tabi tutmuştur. Örneğin 27. maddenin;
a) 6.fıkrası ile soruşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla birlikte idari yaptırım kararı da verilmesi halinde kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edildiğinde idari yaptırım kararına karşı yapılacak başvurunun da bu itiraz merciinde inceleneceğini,
b) 7.fıkra ile kovuşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu gerekçesiyle beraat kararı ile birlikte idari yaptırım kararı da verilmesi halinde, beraat kararına karşı kanun yoluna gidildiğinde (bu kanun yolu istinaf, temyiz ya da kanun yararına bozma yollarından biri olabilir) idari yaptırım kararına karşı yapılacak itirazın da beraat kararını inceleyecek kanun yolu merciince inceleneceğini,
c) 8.fıkrası ile idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde, işlemin iptali talep edildiğinde idari yaptırım kararına karşı ileri sürülen hukuka aykırılık iddialarının da idari yargı merciinde görüleceğini hüküm altına almıştır.
Görüldüğü gibi kanun koyucu, yaptığı düzenlemelerle bazı durumlarda idari yaptırım kararlarına karşı 5326 sayılı Kabahatler Kanununda gösterilen kanun yollarından farklı kanun yollarına da başvurulabileceğini öngörmüştür. Bu istisnalar dışında ise idari yaptırım kararlarına karşı ancak ve sadece 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 27. maddesinin 1-5.fıkralarında, 28. maddesinde ve 29. maddesinde öngörülen kanun yollarına başvurulabileceğini benimsemiştir. Anılan maddelerdeki düzenlemelere göre idari yaptırım kararlarına karşı başvurulan yasa yolları süreci Ağır Ceza Mahkemesine yapılan itirazla tükenmekte ve bu itiraz üzerine verilen kararla itiraza konu idari yaptırım kararı kesinleşmektedir. Kesinleşen bu idari yaptırım kararlarına karşı başvurulabilecek olağan ya da olağanüstü bir kanun yolu Kabahatler Kanunu'nda düzenlenmemiştir. Bu konuda, 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma (olağanüstü yasa yolu) yoluna gidilebileceğine dair gönderme yapan bir düzenleme de yoktur. Bilindiği gibi Ceza Muhakemeleri Kanununun 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma yasa yolu, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ve CMK.nun 223. maddesinde belirtilen hükümler ile aynı Kanunun 267-271. maddeleri kapsamındaki kararlara karşı başvurulabilen yasa yoludur. Kabahatler Kanununun 27-29. maddelerine göre verilen kararlar ise CMK.nun belirtilen maddeleri kapsamı dışındadır. Dolayısıyla CMK.nun 309. maddesinde ifade edilen kararlar sözcüğü Kabahatler Kanununa göre verilen kararları kapsamamaktadır. Kanun yararına bozma müessesesi yalnızca adli suçlara ilişkin inceleme olanağı veren bir yasa yoludur. Adli yargı düzeni içerisinde gerçekleşen yasaya aykırılık hallerinin giderilmesi için olağanüstü bir yasa yolu olarak öngörülmüştür. Halbuki idari yaptırım kararlarına karşı Kabahatler Kanununda düzenlenen yasa yollarına göre mahkemelerin yapmakta oldukları incelemeler, idarenin kamu gücünü kullandığı ve kamu hukukuna ilişkin bir işleminin denetlenmesinden ibarettir. Burada mahkemelerce Ceza Muhakemesi Kuralları ile ilgili bir işlem yapılmamaktadır.
Bu durum karşısında, Kabahatler Kanununda düzenlenen yasa yolları uygulanarak kesinleşen idari yaptırım kararlarına karşı kanun yararına bozma yasa yoluna gidilemez.
Sonuç: Açıklanan bu nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin oybirliği ile REDDİNE, 20.09.2010 günü karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy