(1086 S. K. m. 428) (766 S. K. m. 57, 73)
Dava: Taraflar arasında tapulama tespitinden doğan dava sonucunda verilen hüküm Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle tetkik hakiminin raporu ve dosyadaki kağıtlar okundu, iş incelendi, gereği görüşüldü:
Karar: Tapulama sırasında nizalı taşınmazlar davalı olduklarından sözedilerek tutanakların yüzölçümü ve malikhaneleri açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. Asliye hukuk mahkemesinde görülmekte olan Hazine tarafından Gülsüm ve arkadaşları aleyhine açılmış bulunan tapu iptali ve müdahalenin önlenmesi davası sonunda verilen karar Yargıtay'ca davalı tarafından tanzim ettirilerek tapu siciline tevdi edilen ve temel tapu muhtevası ile müfrez kayıtların kapsadığı sahayı gösteren haritanın davalıyı bağlayacağı, bu harita varken izalei şuyu davasındaki haritaya itibar edilemeyeceği, ilk haritanın tanziminden sonra geçen süre içinde fazla kısım üzerinde davalı tarafın geçerli zilyetliğinin mevcut olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Yine asliye hukuk mahkemesinde görülmekte olan Gülsüm mirasçıları ve Yümni tarafından Hazine aleyhine açılmış bulunan haritanın iptali davası sonunda davanın kabulüne dair verilen karar Yargıtay'ca sözkonusu krokinin geçerliği yönünden Hazine lehine usuli kazanılmış hak meydana geldiği, davacıların halen derdest olan o davada oluşmuş bulunan usuli kazanılmış hakkı bertaraf etme amacına yönelik olarak açtıkları işbu dava ile aynı krokinin geçersizliğinin tespiti ve iptalini istemeyecekleri gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra davalar birleştirilmiş ve tapulama mahkemesine aktarılmıştır. Mahkemece bozma kararları çerçevesinde yapılan uygulama sonunda 1716 ve 1587 parseller dava kapsamı dışında olduğundan tutanaklarının tapulama müdürlüğüne iadesine, 1715 parsel hakkında derdest dava bulunduğundan bu parsel hakkında karar ittihazına mahal olmadığına; krokide sarı boyalı ( A ) ve ( B ) harfleri ile gösterilen bölümlerin tapulama dışı bırakılmasına; 1714 parselin 342133 m². olarak Ali adına, 1717 parselin 28.134 m² ve 1718 parselin 21.401 m². olarak Emin ve paydaşları adına, 179.920 m². miktar fazlasının Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1- 1716 ve 1587 sayılı parsellerin genel mahkemeden gelen davanın kapsamı dışında kaldığı mahkemece saptanmış ve taraflar bu konuda söz birliği etmiş olmalarına göre bu yöne ilişkin Hazinenin temyiz itirazı yerinde olmadığı gibi; 102 dönümlük Haziran 1932 tarih ve 120 sayılı tapu kaydının genel mahkemeden miktarının eski hale getirilmesi konusunda Hazinece açılan dava sonunda verilen hükmün Birinci Hukuk Dairesi tarafından ibraz edilen haritada 102 dönüm miktar belirtilmiş ve ibraz eden tarafı bu harita bağlar nitelikte bulunmuş olması nedeni ile hazine davasının reddedilmemesi yolundaki ilamına her ne kadar mahkemece uyulmuş bulunmakta ise de dava tapulama mahkemesine devredildikten sonra mahkemece yapılan araştırma sonucunda tapu kaydının hazinenin satışından oluştuğu ve müzayede kaimesinde miktarın 373 dönüm olarak belirtildiği saptanmış ve bu yön taraflar arasında uyuşmazlık konusu da olmamıştır. O halde tapu kaydının sınırları aynı olup gerçekte satılan miktarın 373 dönüm olduğu saptandığına göre artık Birinci Hukuk Dairesi'nin kararının maddi hataya dayandığının kabulü zorunludur. Maddi hatanın varlığı halinde usuli kazanılmış haktan sözedilemez. Bu yön gerek dairemizin gerekse Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşmiş içtihatları ile istikrar kazanmıştır. Diğer yandan tapulama mahkemesinde davalı taraf başka tapu kayıtlarına da dayanmıştır ki bu tapu kayıtları aynı zamanda parsele revizyon görmüştür. Mülkiyet hakkı savunmasında bulunan davalı tarafın Usulün 482. maddesi hükmünce dava sonuna kadar yeni delil getirme olanağı vardır. Tapu sicili mülkiyet hakkının delili sayılır. Ortada usuli kazanılmış hakkın varlığından söz edilemeyince davalı tarafın harita iptali biçiminde açmış olduğu dava sonucunda verilen hükmü bozan Birinci Hukuk Dairesi'nin tekrar usuli kazanılmış haktan sözetmesi sonuca etkili bir yön olarak mütalaa edilemez. Tapulama hakiminin gerçek hakkı ve hah sahibini saptaması zorunludur. Gerek kroki gerek tapu kayıtları o yerde tapulama başladığına göre artık elde bulunan ve işleme tabi olan belgeler olarak kabul edilemez. Ancak bunlar mahkemece değerlendirilecek birer delil olarak varlıklarını muhafaza ederler. Bunların iptali sözkonusu değildir. Bu itibarla mahkemenin iptal kararı vermemesi durumunda kanuna aykırı bir halin varlığı düşünülemez. Avukatlık parası mahkemece Tapulama Kanununun 57. maddesindeki esaslara göre takdir edildiğine nazaran bu konuda da bir isabetsizlik yoktur. Bu itibarla Hazine vekilinin tapu kaydının miktarı ve usuli kazanılmış hak ve krokinin iptali ile ilgili olarak ileri sürmüş olduğu temyiz itirazları yerinde olmadığı gibi; mahkemenin yapmış olduğu keşif ve uygulamaya ve komşu kayıt durumuna ve bilirkişi düşüncesine göre tapu kaydının kuzey, doğu, batı ve kısmen güney-doğudaki sınırlarla ilgili olarak ileri sürmüş olduğu temyiz itirazları ve avukatlık parasıyla ilgili itirazı da yerinde değildir. Bu nedenlerle diğer temyiz itirazlarının reddine,
2- Gerek Hazine vekilinin gerekse davalı taraf vekilinin güney-batı sınırı ile ılgınlık hakkındaki itirazları yerinde görülmüştür. Şöyle ki : Mahkeme bu yönde bulunan taşınmazların tapulama sırasındaki parsel haritalarını ve tapulama tutanaklarını getirmemiş ve bu yönde nizalı taşınmazı oradaki parselleri ne biçimde çevrelediği saptanmamıştır. Ayrıca bu parsellerle revizyon gören tapu kayıtları ve geldileri getirtilerek o taşınmazların hazinenin temliki yoluyla meydana getirilmiş tapu kayıtlarının kapsamı ise nizalı taşınmaz yönünü ne şekilde sınır gösterdiği ılgınlık olarak mı yoksa davalı tarafın taşınmazı olarak mı sınır gösterildiği ve sahibi senet sınırının nizalı taşınmaz yönünü teşkil edip etmediği araştırılarak hazinenin temlikinden meydana getirilmiş kayıtlar ve sahibi senet yani nizalı taşınmaz yönü sınır gösterilmiş ise bu takdirde o sınırlara da değişmez nitelik konulması gerekeceği mahkemece gözönünde tutulmamıştır. Davalı tarafça ibraz edilen hava fotoğrafında ılgınlık denilen kesim ile ilgili olduğu ilk nazarda göze çarpan bölümün bataklık olarak gösterildiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece bu fotoğraf üzerinde durulmalı gerekirse ölçeği büyültülerek aplikasyon yapılmalı ve bu sınırın gayrisabit olduğu sonucuna varıldığı takdirde zilyetliğin başlangıcı ve taşınmazın niteliği bakımından delillerin değerlendirilmesinde bu yön gözönünde tutulmalıdır. 1715 aynı tapu kaydının kapsamı olarak taraflar ansında nizalı bulunmuş ve aynı zamanda ayrı bir dosya ile dava konusu edildiği mahkemece de kabul edilmiş olduğuna göre tapu kaydının kapsamının birlikte aynı dava içinde ele alınması ve uyuşmazlıklarının çözümlenmesi tapulamanın gereği olduğu düşünülmeden o parselin ve davasının ayrılması ve bu dava içinde çözümlenmemesi isabetsizdir. Bu nedenlerle hükmün bozulması gerekmiştir. Bundan başka miktar fazlası olarak 20 dönüm yüzölçümü ile ayrılan iktisabi zamanaşımı zilyetliği ile iktisap edildiği kabul edilen kesimin tapu kaydı kapsamında kalmış olması gerekeceği gözönünde tutulmadan ve bu yön izah edilmeden yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması ve kabule göre de 20 dönümün nereden verildiğinin krokide açıklanmamış olması isabetsizdir.
Sonuç: Hükmün tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre taraflar yararına avukatlık parası takdirine yer olmadığına, 766 sayılı Tapulama Kanununun 73. maddesi uyarınca harç alınmamasına, 18.10.1983 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy