(1086 S. K. m. 237) (3402 S. K. m. 13, 14)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin yasal süresinde olduğu anlaşıldı, tetkik raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 110 ada 105 parsel sayılı 1130 m² yüzölçümündeki taşınmaz, satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak Ahmet adına; 110 ada 106 parsel sayılı 199 m² yüzölçümündeki taşınmaz, vergi kaydına, satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak Hasan adına tespit edilmiştir. İtirazı, komisyonca reddelilen davacı Ayşe ve paydaşları, tapu kaydına, miras hakkına, kesinleşmiş mahkeme kararlarına dayanarak Şehir Kadastro Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesine dava açmışlar; dava, Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Davalı Ahmet, yargılama sırasında vergi kaydına dayanmıştır. Mahkemece, davanın kabulüne taşınmazların davacı Ayşe ve paydaşları adına payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalılar Hasan miraçıları ve Ahmet mirasçısı davalı Aziz tarafından temyiz edilmiştir.
1- Davacı Ayşe ve paydaşları ile davalı Ahmet arasındaki uyuşmazlık tarafından arasında kesin hüküm bulunup bulunmadığı konusudur. Kesin hüküm, olumsuz dava koşulu olup kamu düzeni ile ilgili olduğundan, mahkemece doğrudan doğruya gözönünde tutulur. Aynı taşınmaza yönelik olarak yanlar arasında sonradan ortaya çıkan uyuşmazlıklar da başkaca bir araştırmaya gerek görünmeksizin kesin hükme göre çözümlenir. Somut olayda, davacı taraf Şubat 1939 tarih, 10 numaralı tapu kaydına ve kesin hükme dayanmaktadır. Dayanılan tapu kaydı tapu komisyonu tarafından oluşturulmuş olup yüzölçümü 18380 m²'dir. İlyas oğlu Mehmet Deneci Hasan adına kayıtlı iken, 28.2.1980 gün ve 40 numaralı sicile gitmiş ve yözölçümü 30965 m²'ye çıkarılmıştır. Kayıt malikinin kayıt dışı bir bölümü Hazineden satın alınması nedeniyle tapu komisyonu tarafından yüzölçümü artırıldığı anlaşılmıştır. Hal böyle iken, davacı taraf davalı Ahmet'in miras bırakanı Aziz aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tescil davası sonucunda davalı Aziz'in iddiaları reddedilmiş, davacı tarfından tescil davası kabul edilerek tapu kaydının krokisi tanzim edilmiş ve Asliye Hukuk Mahkemesinin 975/888 esas, 979/352 karar ve 4.6.1979 günlü karar derecaattan geçerek kesinleşmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesinin 958/208 esas, 963/253 karar sayılı, 22.5.1963 günlü ilamla davacı tarafça davalı Ahmet aleyhine açılan müdahalenin önlenmesi davası kabul edilerek Ahmet'in müdahalesinin menine karar verilmiş, sözü edilen müdahalenin önlenmesine ilişkin ilam dahi kesinleşmiştir. Mahkemece, sözü edilen tapu kaydının dayanağı, kroki ve mahkeme ilamlarının dava konusu taşınmaza ait olduğu saptanmıştır. Bu durumda, yazılı biçimde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, davalı Ahmet'in yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile 105 sayılı parsel hakkındaki hükmün (ONANMASINA), peşin alınan harcın mahsubu ile bakiye 94500 lira harcın temyiz eden davalı Ahmet'ten alınmasına.
2- Davalı Hasan'ın 106 parsel sayılı taşınmazın zeminine yönelik temyiz itirazlarına gelince; dava konusu taşınmaz üzerindeki muhdesatın 1956 yılında davalı Hasan tarafından ve bu yolda da davalı Hasan yararına sözü edilen evin muhdesat olarak tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verilmiştir. Bu durumda, muhdesat yönü kesinleşmiştir. Davanın temyizi ise zemine yöneliktir. Davacıların dayandığı Şubat 1939 tarih ve 10 numaralı tapu kaydının yüzölçümü 18380 m²'dir. Davacı taraf, dava konusu 106 sayılı taşınmazı Hazineden satın aldığını, bu nedenle dava konusu taşınmazın da tapu kaydının kapsamına alınması talebinde bulunmuş, bu talep tapu komisyonunca yapılan inceleme sonucunda yerinde görülerek tapu kaydının yüzölçümü 30965 m²'ye çıkarılmış, böylece 28.2.1980 tarihli tapu kaydı oluşmuştur. Davacı taraf Asliye Hukuk Mahkemesinde 1975 yılında açtığı tescil davasında yalnızca 105 parselde zilyet olup Ahmet'i hasım göstermek suretiyle tescil davası açmış, anılan davanın yapılan keşfinde teknik bilirkişi tarafından çizilen krokide 106 sayılı parsel (e) harfiyle gösterilmiş ve Hasan'ın zilyet bulunduğu krokisinde işaret edilmiştir. Şu hale göre davacı taraf,davalı Hasan'ın hasım göstermek suretiyle herhangi bir dava açmamış, nizalı bölüm hakkında niza çıkarmamış, başka bir anlatımla, davalı Hasan'ın zilyetliği kesilmemiştir. Bu durumda, davacı taraf adına oluşturulan tapu kaydının dava konusu 106 sayılı parseli kapsadığı kabul edilmez. Nizalı taşınmazın öncesinin belgesiz bulunmuş olmasına göre davalı Hasan'ın zilyetliğinin başlangıcı olan 1956 yılında davacı tarafın tabu kaydının yüzölçümünün artırıldığı, 28.2.1980 gününe kadar taşınmaz üzerinde davalı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesinde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği, mahkemece toplanıp değerlendirilen delillerle saptanmıştır.
Sonuç: Her ne kadar, dayanılan ilamlar davacı taraf yararına güçlü bir delil teşkil eder isede, az yukarda izah edildiği üzere davalı Hasan yararına zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşmemesine ve bu konuda yanlar arasında herhangi bir nizanın bulunmamış olmasına göre dava konusu taşınmazın Hasan adına tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken, bu konularda yanılgıya düşülerek yazılı biçimde karar oluşturulması isabetsiz, davalı Hasan'ın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), 20.04.1995 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy