(1086 S. K. m. 290) (3402 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin kanuni süresinde olduğu anlaşıldı, tetkik raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında temyiz konusu 101 ada, 20 parsel sayılı 4254 metrekare ve 114 ada, 6 parsel sayılı 2693 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, ayrı vergi kayıtlarına, satın almaya ve miras yoluyla geçen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak Ahmet mirasçıları Fehim ve paydaşları adına tespit edilmiştir. Davacı Mahmut, taşınmazların davalılarla ortak miras bırakanları İslam'dan kaldığını, İslam tarafından davalıların miras bırakanı Ahmet'e satılmadığını, davalıların ve miras bırakanları Ahmet'in zilyetliklerinin fer'i nitelikte olduğunu öne sürerek, taşınmazların İslam'ın tüm mirasçıları adına tapuya tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine, taşınmazların davalılar adına payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı tarafın dayandığı rehin senedinin, rehin sözleşmesinden öngörülen sürenin bitmesinden sonra taşınmazları rehneden İslam'ın geri almamış olması nedeniyle rehnin satışa dönüştüğü, davalı taraf yararına tespit gününde taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de, delillerin takdiri dosya kapsamına uygun düşmemektedir. tespite esas alınan tarafların dayandığı rehin senedinin, dava konusu taşınmazları kapsadığı, ortak miras bırakanı islam tarafından davalıların miras bırakanı Ahmet, 05.02.1943 tarihli noter senedi ile rehin edildiği, 9 aylık rehin süresinin bitiminden sonra İslam tarafından geriye alınmadığı dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Taşınmazlar tapusuz olduğuna göre, İslam'ın rehin süresinin bitiminden sonra islam tarafından geriye alınmadığı dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Taşınmazlar tapusuz olduğuna göre, İslam'ın rehin senedinden sonra davalı tarafa satışta bulunması rehin senedi içeriği gereğidir. Ne varki İslam, sağlığında taşınmazları davalı tarafa satmamıştır. Rehin sözleşmesi resmi şekilde yapıldığına göre, satışın da aynı kuvvette bir delille kanıtlanması zorunludur. Davalı taraf, satış olgusunu açıklandığı biçimde kanıtlayamamıştır. Resmi senede karşı bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez. Taşınmazların maliki İslam'ın ölüm tarihinden sonra davalı tarafın sürdürdüğü zilyetlik, mirasçı sıfatı ile olup iktisap sağlamaz. Bu durumda, dava konusu taşınmazların İslam'ın mirasçıları belirlenerek mirasçıları adına tesciline karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Bu nedenle davacının temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), 23.09.1996 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy