(3402 S. K. m. 14, 17) (766 S. K. m. 33)
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekte, temyiz isteminin yasal süresinde olduğu anlaşıldı. Tetkik raporu ve dosyadaki belgeler okundu. Gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 815 parsel sayılı 9156 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz satınalma ve zilyetliğe dayanılarak davalı Bayram adına tespit edilmiştir. Davacı Dudu, Fikret ve Ünsal taşınmazın miras bırakanlara Durkadın ve H. İbrahim'e ait olduğu, adı geçenlerden kendilerine kaldığını, ileri sürerek dava açmıştır. Yargılama sırasında taşınmazın nazım imar planı içinde kaldığını öne sürerek Hazine davaya katılmıştır. Mahkemece davacılar ile katılanların davasının reddine, taşınmazın davalı Bayram adına tapuya tesciline karar verilmiştir, hüküm davaya katılan Hazine ile davacı Ünsal, Dudu ve Fikret tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz üzerinde davalı yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünce taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuştur. Mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere göre davacı Ünsal ve arkadaşlarının dava konusu taşınmaz üzerinde iktisap sağlayan zilyetlikleri itirazları yerinde değildir. Davaya katılan Hazinenin temyiz itirazlarına gelince; Hazine dava konusu taşınmazın imar planı içine alındığı, imar planı içine alınan taşınmazın imar ve ihya ile iktisabının mümkün olmadığını ileri sürerek davaya katılmıştır. Toplanan delillere ve dosyadaki belgelere göre dava konusu taşınmazın teknik bilirkişi Kadir tarafından düzenlenen 12.03.1995 günlü raporda açıklandığı ve bu raporun eki haritada gösterildiği üzere dava konusu taşınmazın (A) harfi ile gösterilen 594 metrekarelik kesiminin 1942 yılında yapılan orman kadastrosuna göre orman sınırlandırma harita ve tutanağının kapsamı dışında kaldığı bu bölümde davalının zilyet olduğu, zilyetliğin iktisaba yeterli süreye ulaştığı, taşınmazın (A) harfi ile gösterilen bölümü dışında kalan kesimi ise 1952 yılında maki tefrik komisyonunca makilik alan olarak tefrik edilerek orman sınırları dışına bırakıldığı belirlenmiştir. Taşınmazın bulunduğu yöreye ilişkin imar planının 1981 yılında yapıldığı onaylanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda (A) harfi ile gösterilen bölüm dışında kalan taşınmaz kesiminin öncesinin makilik alan olduğunun kabulü gerekir. 766 sayılı Kanunun 1617 sayılı Kanunla değişik 33. maddesi hükmünce imar ve ihya yolu ile taşınmaz edinme imkanı bulunmamaktadır. Bu nedenle 1952 yılından sonra Kadir tarafından düzenlenen haritada (A) harfi ile gösterilen kesimin dışında kalan taşınmaz bölümünün imar ve ihya yoluyla iktisabına yasal olanak yoktur. 10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi hükmü ile imar ve ihya yoluyla taşınmaz edinme imkanı sağlanmış ise de 17. maddenin ikinci fıkrası ile "il, ilçe ve kasabalarda imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallar da bu hüküm uygulanmaz." hükmü getirilmiştir. Bu hükme göre dava konusu taşınmazın (A) harfi ile gösterilen kesimi dışında kalan bölümünün imar ve ihya yoluyla iktisabı mümkün değildir. Çünkü imar planı 1981 yılında yapılıp kesinleşmekle imar ve ihya yoluyla iktisabı önlenmiştir. Mahkemece bu yönler göz önünde tutularak 12.03.1995 günlü rapor eki haritada (A) harfi ile gösterilen taşınmaz bölümünün davalı adına, geriye kalan taşınmaz bölümünün ise davaya katılan Hazine adına, tesciline karar verilmesi gerekir. Bu nedenlerle davacıların temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddi ile aleyhlerindeki hükmün (ONANMASINA) davaya katılan Hazinenin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 01.10.1998 gününde oy birliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy