(3402 S. K. m. 10) (743 S. K. m. 639)
Dava: Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca davalı hazine tarafından incelenmesi istenilmekle temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 186 ada 55 parsel sayılı 95.37 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydına dayanılarak hazine adına tespit edilmiştir. Davacı Recep miras yolu ile gelen hakka, imar, ihyaya, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, taşınmazın hazine adına olan tespitinin iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Sonuç: Dava konusu taşınmazın tesbite esas alınan hazineye ait tapu kaydının kapsamında kalmadığı, davacı yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de, yapılan araştırma inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Tesbite esas alınan tapu kaydının dayanağı 14.12.965 günlü tutanak da tutanağı imzalayan muhtar ve azaların isimleri açıkça belirtilmiştir. Adı geçenlerin sağ olup olmadıkları sorulup saptanmamış, sağ olanlar çağrılarak tutanak içeriğine ve tutanak eki krokiye göre tapu kaydının kapsamı belirlenmemiş, tapu kaydının doğu sınırında gösterilen (tapulu kısım) olarak tarif edilen taşınmazların arazideki yeri belirlenmemiş, tapulu kısım sözü ile hangi taşınmazların kast edildiği, sorulup saptanmamış, tapu kaydının güneyinde gösterilen umumi yol ile kuzey sınırı oluşturan (Zımak meşeliğinin) arazi üzerindeki yeri belirlenip teknik bilirkişi tarafından düzenlenen haritada işaret ettirilmemiş, tapu kaydının dayanağı tutanak içeriğine göre 3/4 payın hazine adına vergide kayıtlı olduğu anlaşıldığı halde hazine adına vergi kaydı bulunup bulunmadığı sorulup saptanmamış, vergi kaydı var ise getirtilip incelenmemiş, uygulanmamış, tapu kaydının uygulanmasında yöreye ait eski tarihli askeri haritadan yararlanılmamıştır. Şu hale göre tapu kaydının uygulaması ve kapsamının belirlenmesi konusunda yapılan uygulama yetersizdir. Yetersiz araştırma ve uygulama ile hüküm kurulamaz. O halde yukarda açıklandığı biçimde yeniden araştırma inceleme ve uygulama yapılmalı, tapu kaydının kapsamı duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlenmeli, teknik bilirkişiye keşfi uygulamayı gösterir harita çizdirilmeli, taşınmazın dayanağı belgelere göre vergide hazine adına kayıtlı olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalı hazinle adına vergi kaydı bulunduğu takdirde hangi nedenle vergi kaydının oluştuğu yönü araştırılmalı, açık kalan payın zilyetlikle kazanılabileceği dikkate alınmalı, hazine adına tapuya bağlanan 3/ 4 payın öncesinin kime ait olduğu, kimden kime kaldığı, ve hangi nedenle hazine adına vergi kaydına bağlandığı yönleri üzerinde de durulmalı, tapu kaydının kapsamının belirlenmesinde tapu kaydının revizyon gördüğü ve mahkemece kapsadığı kabul edilen taşınmazların dış sınırını oluşturan taşınmazların tutanak örneği ve dayanağı belgeleri getirtilerek bu belgelerden yararlanmak suretiyle yerel bilirkişi sözleri denetlenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu nedenlerle hazinenin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 14.9.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Mahkemece hazinenin dayandığı 21.2.966 tarih ve 13 numaralı idarenin yazısı ile tek taraflı olarak oluşturulan 3/ 4 payı içeren tapu kaydının ve haritasının dava konusu taşınmazları kapsamadığı, dayanılan tapu kaydının kapsamının güneyde bir buçuk kilometre ilerde olan taşınmazlara ait olduğu tapu kaydı uysa dahi tapu kaydının paylı olması ve tapu kaydının oluştuğu güne kadar zilyetleri yararına 3402 sayılı yasanın 14 maddesi hükmünde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilmek suretiyle hüküm kurulmuştur. Dayanılan tapu kaydı muhtarın şikayeti ve kaymakamın yazısı ile tek taraflı olarak oluşturulmuş olup 3/ 4 payı içermektedir. Bu durumda dayanılan tapu kaydının türünün tarım toprağı niteliğinde olduğu hazinenin dayandığı tapu kaydı ile belirlendiği gibi ayrıca, dava konusu taşınmazların 70-80 yıldır zilyet kişiler tarafından tarım toprağı olarak kullanıldığı ve sonradan üzerine ev, ahır ve depo yapıldığı ve böylece taşınmazların bulunduğu mahalli yerin yerleşim alanı haline geldiği saptanmıştır. Bu konuda da yanlar arasında herhangi bir çekişme bulunmamaktadır. Ayrıca taşınmazların kaçak ve yitik kişilerden kalmadığı ve 3402 sayılı kadastro kanunun 16. maddesinde öngörülen devletin hüküm ve tasarruf altında bulunan yerlerden olmadığı da belirlenmiştir. Kaldı ki bu yönler konusunda yanlar arasında herhangi biri çekişme bulunmamaktadır. Davalı idare dahi taşınmazın kaçak ve yitik kişilerden kaldığını ileri sürmemektedir. Diğer yönden dava konusu taşınmazların güneyinde isimli yol olan Nemrut yolu vardır. Ve bu yol krokisinde de Nemrut yolu olarak işaretlenmiştir. Kaldı ki dayanılan tapu kaydında isimsiz yoldan söz edilmektedir. Diğer yönden tapu kaydının batı yönünde tepeden söz edildiği halde taşınmazların bulunduğu yerde ve batı taraf da herhangi bir tepede bulunmamaktadır. Tapu kaydı kuzey yönde Zumak meşeliğini sınır göstermektedir. Kuzey yönde Zumak meşeliği bulunmamaktadır. Taşınmazların bulunduğu yörede ve kadastro haritası incelendiğinde kuzey yönde çok geniş olan isimsiz dere işaret edilmiştir. Eğer tapu kaydı taşınmazların bulunduğu yöreye ait olsa idi 966 yılında oluşturulan tapu kaydı güneyde nemrut yolunun kuzey yönde de biraz evvel izah edildiği gibi geniş dereyi sınır göstermesi gerekirdi. Tapu tekniği de bunu gerektirir. Oysa haritaya bakıldığında tapu kaydında söz edildiği gibi dere yol ve batı yöndeki tepe bulunmamaktadır. Keza doğu yönde de tapulu kısım olarak okunan yerinde neresi olduğu saptanamamıştır. Kaldı ki, haritada gösterildiği gibi tapu kaydının kapsamı da belli edilmiş ve nizalı taşınmazları kapsamadığı mahkemece saptanmıştır. Bir an için tapu kaydının nizalı taşınmazları kapsadığı kabul edilse dahi taşınmazın türünün de tarım toprağı olduğunun belirlenmesi ve bu konuda çekişme olmaması ve kacak yitik kişilerden kaldığı konusunda da herhangi bir iddia ve delilin de bulunamamış olmasına ve zilyet davalılar yararına 3402 sayılı kadastro kanunun 14.maddesi hükmünde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiğinin mahkemece belirlenmiş bulunmasına göre yazılı biçimde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Nitekim bu hususlar Yüksek 16.Hukuk Dairesince de göz önünde tutularak dosya arasına eklenen 186 ada 18,28, 17.Hukuk Dairesince aynı ada 24,23, 7.Hukuk Dairesince aynı ada 13, aynı ada 12, aynı ada 9, aynı ada 21, ve 10 parsel sayılı taşınmazlar hakkında yine Yargıtay 16.Hukuk Dairesince 20 sayılı parsel hakkında aynı gerekçe ile verilen kararlar onanmak suretiyle kesinleşmiştir. Az yukarda belirttiğim gibi 186 ada 13, 12, 9, 21 ve 10 parsel sayılı taşınmazlar dava konusu taşınmazlara komşu bulunmakta olup aynı ada içinde kalmaktadır ve dairemiz tarafından yukarda numaraları belirtilen taşınmazlar aynı gerekçe ile onandığı halde bu defa tapu kaydının uygulanması yönünden bozma sevk edilmesi herhangi bir sonuç doğurmayacak para, zaman ve emek kaybına neden olacaktır. Kaldı ki, çoğunluğun bozma kararında araştırması istenen tüm hususlar mahkemece araştırıldığı gibi araştırılması istenen diğer nedenlerde kesinleşmiştir. Taşınmazın malikanesi doludur. 3402 sayılı kadastro kanunun 30 maddesinde öngörülen koşullar olayımızda uygulanamaz. Az yukarıda da belirtildiği gibi aynı ada içerisinde bulunan diğer taşınmazlar kadastro daireleri olan 16 ve 17 Hukuk Daireleri tarafından ve keza 7.Hukuk Dairesince de onandığı göz önünde tutulduğunda kararlar arasında çelişkili sonuçlar doğuracak ve kişiler yönünden hakka ve adalete uygun olmayan düşüncelerin doğmasına neden olacaktır. Bu nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Hükmün onanması görüşündeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy