(3402 S. K. m. 13/B)
Dava: Taraflar arasındaki dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı tarafından istenilmekle duruşma için tebliğ edilen 5.2.2002 günü belirlenen saatte aleyhine temyiz istenilen Ahmet Ş. vekili Avukat Ali Özbilge geldil. Gelenin huzuruyla duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafın sözlü açıklaması dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Tetkik hakiminin raporu okundu, dosyadaki belgeler incelendi, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 521 ada 39 parsel sayılı 21429 m2 yüzölçümündeki taşınmaz davalılar Latif oğlu Ahmet, Ahmet oğlu Latif, Hızır ve Hasan kızı Naime Ç. aynı ada 42 parsel sayılı 9468 m2 yüzölçümündeki taşınmaz Latif oğlu Ahmet, Ahmet oğulları Latif ve Hızır ile Meliha İmal, Sabiha Ç, Fahriye B. adlarına tapu kayıtlarına dayanılarak payları oranında tespit edilmiş, tespitin kesinleşmesi üzerine tescil edilmiştir. Davacı Bilal A. tapu kayıtlarının taşınmazlara uymadığını, taşınmazları 3.şahıslardan satın almak suretiyle 1956 yılından beri zilyet olduğunu öne sürerek davalılar adlarına kadastroca oluşturulan tapu kayıtlarının iptali ile taşınmazların adına tapuya tescili için dava açmıştır. Davalılar davanın reddini savunmuşlardır. Yargılama sırasında ölü oldukları anlaşılan Latif oğlu Ahmet, Ahmet oğlu Latif ve Hızır ile Naime Ç. mirasçıları davalılar yanında davaya dahil edilmişlerdir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazların davalı tarafın tutunduğu ve tespite dayanılarak yapılan tapu kayıtlarının kapsamında oldukları tespitten önce taşınmazlarda davacı tarafın eklemeli zilyetlik yoluyla 20 yıldan fazla süreyle zilyet olduğu dosya içeriği ile belirlenmiştir. Mahkemece tapulu taşınmazların zilyetlikle kazanılmalarının mümkün bulunmadığı gerekçe gösterilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 13/B-c maddesi hükmüne göre kayıt malikinin ölümünden itibaren 20 yıldan fazla süre ile taşınmaza malik sıfatıyla zilyet olan 3.kişinin reel edinme koşullarının bulunması durumunda taşınmazı iktisap etmesi mümkündür. Bu takdirde zilyet olan 3.kişi yararına kaydın hukuksal değerini kaybettiğinin kabulü gerekir. Çekişmeli taşınmazı kapsadığı kabul edilen tapu kaydı maliklerinden Latif oğlu Ahmet 1930 yılında Ahmet oğlu Hızır 1936 yılında ölmüşlerdir. Bu durum karşısında adı geçenlerin payları yönünden tapu kaydının davacı taraf yararına hukuksal değerini kaybettiği anlaşılmaktadır. Diğer kayıt malikleri yönünden adı geçenlerin ölüm tarihleri ile ilgili bir araştırma yapılmamıştır. O halde yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde tapu kayıt maliklerinin ölüm tarihlerinin araştırılması ve tespit gününde 20 sene ve daha fazla bir süre önce ölmüşler ve bu kişilerin payları yönünden tapu kayıtları intikal görmemiş bulunduğu takdirde 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 13/B-c maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. Bu nedenlerle davacı tarafın temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA- 42 parsel yönünden oybirliği ile , 39 parsel yönünden oyçokluğu ile 5.2.2002 gününde karar verildi. (¤¤)
KARŞI OY YAZISI:
Dava konusu taşınmazlardan 521 ada 39 parsel sayılı taşınmaza uygulanan ve mahkemece taşınmazı kapsadığı kabul edilen davalı tarafa ait tapu kaydının kuzey sınırını oluşturan Salih taşınmazının arazide bulunmadığı yapılan keşif ve uygulama ile saptanmıştır. tespite esas alınan tapu kaydı sınırlarından üçünün arazide yerinin belirlenmesi, bir sınırın belirlenememesi halinde tapu kaydının miktarına değer verilerek hüküm kurulması gerekir. Bu ilke dikkate alındığında 39 sayılı parselin doğu, batı ve güney sınırları esas alınarak tapu kaydı miktarına göre kapsamının belirlenmesi, tapu kaydı kapsamında kalan taşınmaz kesim yönünden tapu kaydı maliklerin ölüm gününe göre davacı tarafın taşınmazda iktisap sağlayan zilyetliği bulunduğu dikkate alınarak 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 13/B-c maddesi hükmünün uygulanması, tapu kaydı yüzölçümü fazlası taşınmaz kesiminin tümünün ise bağımsız olarak davacı adına tesciline karar verilmesi zorunludur. 39 sayılı parsel hakkındaki hükmün bu gerekçe ile bozulması düşüncesinde olduğumuzdan çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy