(3402 S. K. m. 14)
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine ile davacı Naci tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında temyiz konusu 112 ada 31 parsel sayılı 4069,71 m2 yüzölçümündeki taşınmaz sazlık niteliği ile davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı Naci, Leyla, Hicret, Nunifer kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmışlardır. Mahkemece temyiz konusu taşınmaz yönünden davanın kısmen kabulüne, 13.3.2002 tarihli rapor ve krokide A harfi ile gösterilen 747,75 m2'lik kısmın tespit gibi davalı Hazine adına, aynı krokide B
harfi ile gösterilen 3321,96 m2'lik kısmın davacı Naci, Leyla, Hicret ve Nuri-Fer adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine ile davacı Naci tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece teknik bilirkişi krokisinde A harfi ile gösterilen 747,75 m2'lik bölümün Hazine adına aynı krokide B harfi ile gösterilen 3321,96 m2'lik bölüm üzerinde davacılar yararına tespit gününe kadar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. 28.11.1997 gün 1996/5 esas, 1997/3 karar sayılı kıyı kenar çizgisi konusundaki inançları birleştirme kararına uygun olarak taşınmazın bulunduğu yörede idarece kıyı kenar çizgisi belirtilmediği mahkemece araştırılmış ve buna uygun olarak jeofok bilirkişi aracılığı ile kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve krokide A harfi ile gösterilen 747.75 m2'lik bölümün kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı belirlendiği halde anılan bölümün Hazine adına tesciline karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi aynı krokide B harfi ile gösterilen 3321,96 m2'lik bölümün öncesinin taşlık ve sazlık halinde olduğu 1995 yılında Devlet Su işleri tarafından sette yapılmak suretiyle tarım toprağı haline getirildiği mahkemece yapılan keşif, uygulama, dinlenen yerel bilirkişi anlatımı, tanık sözleri ve toplanıp değerlendirilen diğer delillerle belirlenmiştir. Davacı tanıkları dahi dava konusu taşınmaz üzerinde davacı tarafın tespit gününe kadar 15 yıldır zilyet olduğunu vurgulamışlardır. Bu durumda zilyetlik başlangıcı göz önüne alındığında tespit gününe kadar davacı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesinde öngörülen 20 yıllık sürenin dolmadığının kabulü gerekir. Davacı tanıklarının temyiz konusu bölümün öncesinin davacılara ait olduğunu biliriz biçimindeki sözlerine de anılan yasa hükmü gereğince değer verilemez. Zilyetlik eylemli bir olaydır. Bizzat sürülüp ekildiğinin maddi olaylara dayalı olarak kanıtlanması gerekir. Hal böyle olunca B harfi ile gösterilen bölümün hazine adına tapuya tesciline, A harfi ile gösterilen bölümün kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığının belirlenmiş olmasına göre tespit dışı bırakılmasına karar verilmesi gerekirken bu konularda yanılgıya düşülerek yazılı biçimde karar verilmesi isabetsiz, bu nedenlerle tarafların yerinde olan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), 21.1.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Ykd Mart 2003
Full & Egal Universal Law Academy