(3402 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, dosyadaki belgeler incelendi gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 63 parsel sayılı 18250 m2 yüzölçümündeki taşınmaz Sultan, 64 parsel sayılı 18750 m2 yüzölçümündeki taşınmaz Hamza, 65 parsel sayılı 17.750 m2 yüzölçümündeki taşınmaz Veysel adlarına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak 68, 69, 70, 71, 72, 73 parsel sayılı sırasıyla 83.500 m2, 353.000 m2, 78.000 m2, 78.375 m2, 25.000 m2, 22.250 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar tapu kaydına, vergi kayıtlarına, miras hakkına ve zilyetliğe dayanılarak Ahmet Şadi ve paydaşları adlarına, 181 parsel sayılı 17.450 m2 yüzölçümündeki taşınmaz Şemsi ve paydaşları, 182 parsel sayılı 2.430 m2 yüzölçümündeki taşınmaz İsmail adına, vergi kaydına, miras hakkına, paylaşmaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak tespit edilmiştir. Davacı Hazine 63, 64 ve 65 sayılı parsellerde davalıların zilyetliklerinin olmadığını, 68, 69, 70, 71, 72, 73 sayılı parsellere uygulanan tapu ve vergi kayıtlarının sınır ve miktar itibariyle uymadığını öne sürerek, 181 ve 182 sayılı parseller içinde başka tapu kaydına dayanarak, davacılar Sebahat ve İsmail 63, 64,65 sayılı parsellerin de 68 ila 73 sayılı parsellere revizyon gören tapu kaydı kapsamında kaldığını, davacı Sultan vekili Hamza 181 ve 182 sayılı parsellerin de 68 ila 73 sayılı parsellere uygulanan tapu kaydı kapsamında kaldığını öne sürerek dava açmışlardır. Ahmet Şadi ve arkadaşları aynı nedenlerle 63, 64, 65, 181 ve 182 sayılı parseller için açılan davalara katılmışlardır. Mahkemece dava dosyaları birleştirilip, usule ilişkin Yargıtay bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda Hazinenin davasının reddine, diğer davacılar ve katılanların davalarının kabulüne, taşınmazların Hazine dışındaki taraflar adlarına payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Hazine ile davalılardan Aytekin tarafından temyiz edilmiştir.
Kadastro tespitine esas alınan davalı tarafın tutunduğu T. Evvel 1316 gün ve 21 numaralı tapu kaydı ve tedavüllerindeki sınırlar Ağıltaş, Gölyeri, Merciin ve Hendek olarak gösterilmiştir. Özellikle Gölyeri ve Ağıltaş değişir nitelikteki sınırları içermiş olmakla tapu kaydının yüzölçümüne değer verileceği tartışmasızdır. Diğer yönden yine davalı tarafın dayandığı ve kadastro tespitine esas olan 1936 yazım tarihli 37 numaralı vergi kaydı yüzölçümü 367.720 m2 miktarında olup sınırları az yukarıda tapu kaydında değinildiği gibi doğu Gölyeri, batı yol, kuzeyi Merciin ve güneyi Hendek olarak belirlenmiş yine kadastro tespitine esas olan 38 numaralı vergi kaydı sınırları aynı olup yüzölçümü miktarı da 120.000 m2'dir. Az yukarıda belirtildiği gibi anılan bu vergi kaydı 37 ve 38 tahrir numaralı ve vergi kayıtları sınırları itibari ile iç içe girdiği gerek sınırları ve gerekse mahkemece yapılan keşif ve uygulama ile belirlenmiştir. Bu durumda yüzölçümü miktarı daha büyük olan 1936 yazım tarihli 37 numaralı vergi kaydına değer verileceği kuşkusuzdur. Diğer yönden yine kadastro tespitine esas olan ve 181 ve 182 parsellere revizyon gören 1936 yazım tarihli ve 48 numaralı vergi kaydı yönleri itibari ile doğuda Hendek, batıda Hendek, kuzeyde Merciin ve güneyde yol olarak sınır gösterilmiş ve yüzölçümü de 5514 m2 olarak belirtilmiştir. Gerçekten anılan bu vergi kaydının nizalı 181 ve 182 sayılı parselleri kapsadığı mahkemece yapılan keşif, uygulama ve toplanıp değerlendirilen diğer delillerle saptanmıştır. Anılan vergi kaydında doğu yönde Hendek olarak gösterilen sınırın 31.1.2000 tarihli teknik bilirkişi Hüseyin tarafından tanzim edilen krokide kandak olarak gösterilmiş kuzey yönde de Merciin gösterilmiş olmakla anılan bu vergi kaydının bu açı içerisinde aranması gerekir. Kaldı ki güneydeki yolla çevrilmiş olmakla 3 hudut itibari ile 181 ve 182 parselleri kapsadığı anlaşılmıştır. Bu nedenlerle anılan bu vergi kaydının diğer nizalı parsellere revizyon gören 1936 tarihli ve 37 numaralı vergi kaydının kapsamı içinde mütalaa edilmesi mümkün değildir. Yargıtay uygulamaları da böyle olduğu gibi 7. Hukuk Dairesi uygulaması da bu yoldadır. Kaldı ki 1936 yılında vergi kaydı ihdas edilirken 37 ve 38 numaralar teselsül ettiği görüldüğü gibi 48 numaralı vergi kaydı diğer vergi kayıtlarının numaralı ile teselsül etmemektedir. Eğer ayrı bir vergi kaydı olmasa idi 38 ve 40 numara alması gerekirdi. Anılan bu vergi kayıtlarının dahi gayri sabit sınırları içerdiği mahkemece yapılan keşif ve uygulama ile belirlenmiştir. Hal böyle olunca uygulama ve ilke kararlarına göre iki kayıt iç içe girdiğinde, yüzölçümü fazla olan kayda değer verileceği tartışmasızdır. Davalı tarafın tutunduğu ve kadastro tespitlerine esas olan tapu kayıtları ile vergi kayıtları iç içe diğer bir anlatımla üst üste çakıştığı saptanmış olmakla miktarı fazla olan 1936 yazım tarihli ve 37 numaralı vergi kaydının yüzölçümü 367.720 m2 olan vergi kaydına değer verileceği az yukarıda izah edildiği gibi ayrı bir vergi kaydı olan 1936 yazım tarihli 48 numaralı vergi kaydının 5.515 m2 olan yüzölçümü eklendiğinde kayıt yüzölçümünün 373.235 m2'lik bir alan olduğu açıktır. Diğer yönden dava konusu taşınmazda üç ayrı paydaşın müstakil olarak zilyet bulunduğu ve bu zilyetliklerinin tespit gününe kadar 20 yılı aştığı böylece tespit malikleri davalılar yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen koşulların gerçekleştiği de mahkemece yapılan keşif ve toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Taşınmazların tespit tarihine göre ayrı ayrı zilyetlikten 100 dönüm taşınmaz alabilecekleri yasa gereği olduğu göz önünde tutularak toplam olarak tespit maliklerine 673.235 m2 yüzölçümündeki bir taşınmazın adlarına tescili gerekmektedir. Tüm taşınmazların yüzölçümü toplamları da 7147.55 m2 olduğu düşünüldüğünde 673.235 m2'lik alan çıktığında arta kalan 41.520 m2'lik bölümün değişir nitelikteki doğu yöndeki sınırlar göz önünde tutularak az yukarıda izah edildiği gibi kayıt miktarı ve artı 300 dönüm göz önünde tutularak yapılacak ifraz ile 41.520 m2'lik bölümün Hazine, arta kalan bölümün de tapu malikleri ve mirasçıları adlarına tesciline karar verilmesi gerekir. Diğer yönden az yukarıda belirtildiği gibi dava konusu taşınmazlar üzerinde 1/3 pay sahibi Müftüzade S. Paşa diğer bir anlatımla Süleyman Sadık ve mirasçılarının zilyet olduğu tespit gününe kadar taşınmazlar üzerinde 20 yılı geçen zilyetlikleri bulunduğu gibi aynı zamanda tapu kayıt maliki Sadık 1942 yılında ölmüş bulunmasına göre zilyetlikleri de göz önüne alındığında tapu kaydının hukuki değerini yitirmediği anlaşılmaktadır.
Sonuç: Bu durumda davalı Aytekin'in yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddine, davacı Hazinenin az yukarıda açıklandığı gibi yerinde olan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün Hazine yönünden BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında kendisini vekille temsil ettiren davacı Hazine yararına takdir olunan 150.000.000.- TL vekâlet ücretinin adlarına tescile karar verilen Hazine dışındaki taraflardan alınarak davacı Hazineye verilmesine, 17.6.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dava ve temyiz konusu 181 ve 182 parsel sayılı taşınmazlara uygulanan 1936 tarihli 48 sayılı vergi kaydı kuzey sınırında Merciin yazılıdır. Çoğunluğun gerekçesine bütün taşınmazları kapsadığı kabul edilen 1936 tarih 37 sayılı tapu kaydının kuzey sınırında da Merciin yazılıdır. Bilirkişi haritasında da görüleceği gibi 63, 64, 65, 68, 181 ve 182 parsel sayılı taşınmazların kuzey sınırında Merciin suyu yazılıdır. Böylece gerek 37 sayılı gerek 48 sayılı vergi kayıtlarının kuzey sınırları aynı olup iç içe geçmektedir. Kural olarak iç içe geçen kayıtlarda miktarı yüksek olan kayda değer verilir. Nitekim çoğunluğun gerekçesinde de yazıldığı gibi 1936 tarih 38 sayılı 120.000 m2'lik vergi kaydının 37 sayılı kaydın içerisinde olduğu kabul edilerek bu miktara değer verilmemiş ve miktarı fazla olan 37 sayılı kayda ve miktarına değer verilmiştir. 1936 tarih 48 sayılı kayıt da 37 sayılı kaydın içerisinde kalmaktadır. Bu nedenle hesaplama yapılırken 48 sayılı kaydın miktarı olan 5515 m2'lik bölümün 37 sayılı kayıttaki 367.720 m2'lik miktara eklenmemesi gerekir. Bu durumda Hazine adına tesciline karar verilmesi gereken bölüm 41.520 m2 olmayıp 47035 m2 olması gerekir. Bozma ilamında bu esaslar göz önünde tutularak Hazine adına tescili gereken bölümün 47.035 m2 olarak belirtilmesi gerekirken 41.520 m2 olarak gösterilmesi doğrultusundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy