(3402 S. K. m. 2, 14)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı Hasan ile katılan hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 103 ada 50 parsel sayılı 29297,60 m2 yüzölçümündeki taşınmaz satın alma ve zilyetliğe dayanılarak Ahmet adına tespit edilmiştir. Davacı Veli taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, Hasan Çakal ise tapu kaydına ve zilyetliğe dayanarak 6000 m2 lik kesim dışındaki yerin kendisine ait olduğunu öne sürerek ayrı ayrı dava açmışlardır. Mahkemece davalar birleştirildikten sonra hazine de taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu öne sürerek davaya katılmıştır. Mahkemece açılan davaların reddine, dava konusu taşınmazın tespit gibi davalı Ahmet adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm davacı Hasan ile katılan hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece davacı tarafın tutunduğu tapu kayıtlarının nizalı taşınmazı kapsadığı ne var ki, taşınmaz üzerinde davacı tarafından herhangi bir zilyetliğinin bulunmadığı davalı taraf yararına tespite gününe kadar 3402 sayılı kanunun 14. maddesi hükmünde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilmek suretiyle hüküm kurulmuştur. Ne var ki, mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli değildir. Davacı taraf niza dışı 52 ve 456 sayılı parsellere revizyon gören tapu kayıtlarına dayanarak dava konusu taşınmazın bir bölümünü anılan tapu kayıtlarının kapsamında kaldığını, davalının taşınmazın 6 dönümlük bölümünden hakkı bulunduğunu arta kalan bölümlerin tapu kayıtları kapsamında kaldığını ileri sürerek adına tescil kararı verilmesini istemiştir.
Mahkemece taşınmaz başında yapılan keşifte davacı tarafın dava ettiği bölüm ayrılıp krokisinde gösterilmemiştir. Diğer yönden anılan tapu kayıtları ilk tesis tarihinden itibaren getirtilip mevkii ve sınırları itibariyle yerine gereği gibi uygulanıp kapsamları belli edilmemiştir. Ayrıca anılan kayıtların revizyon gördüğü 52 ve 456 parsel sayılı taşınmazların kadastro tutanak örnekleri getirtilip yüzölçümleri belirlenmemiştir.
Yetersiz araştırma ile hüküm kurulamaz. Bu nedenlerle öncelikle davacı tarafın tutunduğu niza dışı 52 ve 456 parsellere revizyon gören tapu kayıtları ilk tesisinden itibaren muntazam tedavülleri getirilmemiş ayrıca krokilerinin bulunup bulunmadığı sorulup saptanmalı ve anılan kayıtlar gereği gibi yerine uygulanmak suretiyle kapsamları belli edilmeli, tapu kaydında tarif edilen sınırların komşu parsellerde bulunup bulunmadığı gereği gibi araştırılmalı, komşu parsel tutanakları ve dayanağı kayıtlar getirtilip tapu kaydında tarif edilen sınırlar gerçekten komşu parsellerde bulunup bulunmadığı yerel bilirkişiye sorulmak ve krokisi teknik bilirkişiye işaret ettirilmek suretiyle gereği gibi yerleri belirlenmeli ve tapu kaydındaki tarif edilen nokta hudutlar konusunda gerektiğinden askeri harita getirtilmek suretiyle ondan yararlanılmalı, tapu kayıtlarının muntazam tedavülleri denetlemeye elverişli biçimde tapu kadastro genel müdürlüğünden getirtilmelidir.
Gerektiğinde de tapu kaydından anlayan uzman bilirkişilerinden görüş alınmalı, az yukarda belirtildiği gibi tapu kayıtlarının gittilerinin ifrazen oluşturulduğu göz önünde tutularak getirtilen ifraz krokilerinin 3402 sayılı kadastro kanunun 2. maddesinde öngörüldüğü biçimde gereği gibi yerine uygulanmalı, bu konuda bilirkişi sözlerinin denetlemeye keşif izlemeye olanağı sağlayan çevre parselleri de gösterir kroki tanzim ettirilmeli, tapu kaydında sözü edilen sınırların değişir nitelikte olup olmadığı araştırılmalı, ve tapu kayıtlarının yüzölçümleri ile dava dışı parsellere revizyon görüp görmediği araştırılmalı, tapu kayıtlarının taşınmazın tamamını veya bir bölümünü kapsadığının saptanması halinde anılan bölümlerin tapu kayıt maliki adına tapu kayıtlarının nizalı taşınmazı kapsamadığının saptanması halinde dava konusu taşınmazın öncesinin kime ait olduğu kimden kime geçtiği zilyetliğinin sürdürülüş biçimi olaylara dayalı olarak sorulup saptanmalı, davalı tarafın zilyet olduğunun kesin biçimde saptanması halinde herhangi bir kayıt ve belgeye dayanılmamış olması nedeniyle 3402 sayılı kadastro kanunun 14/2. maddesinden öngörülen 40 ve 100 dönüm araştırılması yapılmalı, ondan sonra toplanan ve toplanacak deliler birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde karar verilmesi isabetsiz,
Sonuç: Davacı Hasan ile katılan hazinenin yerinde olan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 5.6.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy