(3402 S. K. m. 13) (7201 S. K. m. 28)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı Ahmet tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 201 parsel sayılı 1440 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak Mehmet oğlu Hüseyin mirasçıları adına tespit edilmiştir. Davacı İzzet tapu kaydına ve zilyetliğe dayanarak davacı Ahmet de satın almaya dayanarak ayrı ayrı tespite itiraz ederek dava açmışlardır. Mahkemece Ahmet'in davasının reddine, İzzet'in davasının kabulüne, taşınmazın davacı İzzet adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Ahmet tarafından temyiz edilmiştir.
Kadastro sırasında dava konusu 201 parsel sayılı taşınmaz tutanağında belirtilen hukuksal nedenlere dayanılarak mirasçılarının kimlikleri ve payları belirtilmeksizin davalı Hüseyin mirasçıları adına tespit edilmiştir. Tespit tutanağı içeriğine göre taşınmazın Mehmet oğlu Hüseyin'e ait olduğu 1327 tarihinde ölümü ile mirasçılarına kaldığı ve onlar tarafından kullanıldığı, mirasçı olarak Mehmet oğlu Hüseyin'in eşinin ikinci kocası Zait ile kızının kocası Sait'i bıraktığı, diğer mirasçılarının kimliklerinin bilinemediği duraksamasız vurgulanmıştır. Hal böyle olunca davanın Hüseyin'in mirasçıları adına açılması bir başka deyişle Hüseyin mirasçılarının tümünün davada taraf olması zorunludur.
Taraf koşulunun oluşturulmamış olması başlı başına bozma nedenidir. Açıklanan bu hukuksal olgu karşısında davalı Hüseyin mirasçılarının kimlikleri belirlenemediğinden kendilerine aleyhlerindeki mahkeme hükmü ilan yolu ile tebliğ edilmiş ise de yapılan bu tebliğ 7201 Sayılı Tebligat Kanununun 28.maddesi hükümlerine uygun bulunmamaktadır. İlan yoluyla tebligatın yapılabilmesi için kendilerine ilan yoluyla tebligat yapılacak kişilerin kimliklerinin belli olması, tebliğe elverişli adreslerinin meçhul olması zorunludur. Somut olayda bu koşullar gerçekleşmemiştir. O halde öncelikle taraf koşulu oluşturulmalı, davalı Mehmet oğlu Hüseyin mirasçılarının kimlikleri ve tebliğe elverişli adresleri yöntemine uygun şekilde araştırılmalı, adı geçenlere dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ edilmeli, husumet yaygınlaştırılarak bu yolla taraf koşulu oluşturulmalı, kuşkusuz mirasçıların kimlikleri belirlendikten sonra adı geçen mirasçıların tebliğe elverişli adreslerinin saptanamaması halinde ilgililere 7201 Sayılı Tebligat Kanununun 28.maddesi uyarınca ilan yoluyla tebligat yapılacağı dikkate alınmalıdır.
Öte yandan davacılardan İzzet tapu kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine, diğer davacı Ahmet ise satın almaya dayanarak ayrı ayrı dava açmışlardır. Mahkemece davacı İzzet'in tutunduğu tapu kaydının dava konusu taşınmaza ait olduğu, tespit gününde davacı İzzet yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 13.maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuştur. Bu doğrultudaki araştırma ve uygulama hükme yeterli değildir. Tapu kaydı uygulaması yetersiz, yerel bilirkişi düşüncesi dayanaktan yoksun gerekçesiz, uzman bilirkişi tarafından düzenlenen harita ise keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan vermediğinden yetersizdir.
Mahkemece sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için davacı tarafın tutunduğu Temmuz 1947 tarih 10, 11 ve 12 sayılı tapu kayıtlarının ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, sözü edilen tapu kaydının dava dışı başka taşınmazlara revizyon görüp görmediği Kadastro Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise revizyon gördüğü dava dışı parseller ile dava konusu taşınmazı ve bunlara dıştan komşu taşınmazları bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden istenilmeli, komşu taşınmazların tespit tutanakları ve dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları da getirtilmeli, tapu kaydına dayanan davacının kayıt maliki yada mirasçıları ile akdi yada irsi ilişkisinin bulunup bulunmadığı duraksamasız saptanmalı, akdi yada irsi ilişkinin varlığı halinde tapu kaydının hukuksal değerini koruyup korumadığı incelenmeli, aksi yada irsi ilişkinin varlığı ve tapu kaydının hukuki değerini koruması halinde yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yerel ve uzman bilirkişiler, tutanak bilirkişilerinden sağ olanlar var ise tutanak bilirkişileri ve tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar hazır olduğu halde dava konusu taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle dayanılan tapu kaydı revizyon gördüğü dava dışı parsellerde dikkate alınarak yerine uygulanmalı, ayrıca davacı Ahmet'in tutunduğu 28.8.1934 tarih ve 293 sayılı noter senedi yerine uygulanarak tapu kaydı ile dayanılan senedin kapsamı yöntemine uygun şekilde belirlenmelidır.
Kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri uzman bilirkişiye düzenlettirilecek haritada işaret ettirilmeli, bilinmeyen sınır yerleri hakkında taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, tapu kaydının uygulamasına ilişkin yerel bilirkişi sözleri, komşu parsellerin tespit tutanakları ve dayanakları kayıtlarla denetlenmeli, dava konusu taşınmazın tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı, tapu kayıt maliki mirasçıları arasında tapu dışı paylaşmanın yapılıp yapılmadığı duraksamaya meydan vermeyecek şekilde saptanmalı, çekişmeli taşınmaz dayanılan tapu kaydı kapsamında kaldığı takdirde uyuşmazlığın yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılarak çözümleneceği gözönünde tutulmalı, zilyetlik araştırması yapılırken, zilyetliğin başlangıç günü, süresi, sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, tutanak bilirkişilerinin beyanları ile hükme dayanak yapılan keşifte dinlenen bilirkişi beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde tutanak bilirkişileri taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek çelişki giderilmeli, tutanak bilirkişileri vefat etmiş iseler bu olgu belgelendirilmeli, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı gerekçeli rapor alınmalı, dava konusu taşınmaz üzerinde tespit gününde taraflardan kimin yada kimlerin yararına taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği belirlenmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilmeli, bu değerlendirme yapılırken davalılara yapılan tebligatın geçersiz olduğu ve onlar aleyhine kesinleşen hukuksal bir olgunun bulunmadığı gözönünde tutulmalı, toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı Ahmet'in temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA 10.6.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy