(3402 S. K. m. 5)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı Yakup tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 29 ada 16 parsel sayılı taşınmaz davalı olduğundan söz edilerek miktarı ve malik hanesi boş bırakılmak suretiyle 29 ada 14 parsel sayılı taşınmazda tapu kaydına dayanılarak ve malik hanesi boş bırakılarak ve davalı olduğu da belirtilerek Yakup adına tespit edilmiştir. Tespitten önce Asliye Hukuk Mahkemesinde Yakup tarafından Hazine, Tapu Sicil Müdürlüğü, Belediye, Meliha, Sabiha aleyhine açılan ve Bahattin de dahil edildiği tapu kaydında miktar ve hudut tashihi davası 14.Hukuk Dairesince usulden bozma geçirdikten sonra görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı Yakup tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece davacı tarafın kendisine verilen 10 günlük kesin süre içerisinde keşif giderlerini mahkeme veznesine depo etmediği gerekçe gösterilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 36.maddesinin hükme gerekçe yapılabilmesi için öncelikle verilen sürenin makul olması, hazır ise kendisine önel verilen tarafa sonuçlarının anlatılması, beyanının imzasıyla belgelendirilmesi, duruşmada hazır olmadığı takdirde bu doğrultuda çıkarılacak meşruhatlı davetiyenin yöntemine uygun şekilde düzenlenmesi zorunludur. Tüm koşulların varlığı halinde davacı taraf gereklerini yerine getirmediğinde kuşkusuz keşfe dayanan delilinden vazgeçmiş sayılacağı tartışmasızdır. Davacı tarafa keşif giderlerini yatırmak üzere 7.6.2002 günlü oturumda 10 günlük kesin süre verildiği davacının 7.6.2002 günlü oturumda hazır olmadığı bu nedenle adına meşruhatlı davetiye çıkarıldığı ve yöntemine uygun şekilde tebliğ edildiği tartışmasızdır. Ne varki davetiyede verilen meşruhatta kendisine verilen 10 günlük sürenin kesin olduğu belirtilmemiştir.
O halde kesin süre verilmiş olması davacı aleyhine hukuksal sonuç doğurmaz. Kaldı ki dava konusu taşınmazların tespiti malikhaneleri açık bırakılarak 3402 sayılı Kadastro Kanununun 5.maddesi hükmü uyarınca yapılmıştır. Dava görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılmadan önce daha açık bir anlatımla genel mahkemede keşif yapılmıştır. Yapılan keşfin yetersiz olduğu kabul edilse bile yapılan keşfe göre iddia ve savunma değerlendirilip sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir. Bu nedenle somut olayda 3402 sayılı Kadastro Kanununun 36.maddesi hükmünün de uygulama olanağı bulunmamaktadır. Öte yandan taşınmazların tespiti 3402 sayılı Kadastro Kanunun 5. maddesi hükmüne uygun şekilde yapıldığına göre aynı yasanın 30.maddesi hükmünün de uygulama olanağı vardır. Bu nitelikteki tespitler de kadastro hakiminin davanın tarafı olmayan kişi yada kurumlar yönünden gerçek hak sahibini araması zorunludur.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 36.maddesi hükmüne göre de diğer koşullarının varlığı halinde ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere yargılama giderlerinin Hazineden karşılanabileceği de düşünülmelidir.
Sonuç: Mahkemece bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, 5.6.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy