(3402 S. K. m. 40)
Dava: Kadastro tespitine dayalı olarak oluşan tapu kaydının iptali istemi ile açılan davada mahkemece verilen karar davalı idare adına hazine tarafından incelenmesi istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Dava konusu 284 ve 278 parsel sayılı 2400 m2 ve 21280 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar tapu kaydına, tapu dışı satın almaya ve zilyetliğe dayanılarak Suphi, Şahin, Arif ve Şevki adlarına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı Suphi, babası Şahin adına tespit ve tescil edilen 360/2400 payı tespit kesinleşmeden önce kayden satın aldığını öne sürerek bu payın adına tescili istemi ile ve Tapu Sicil Müdürlüğünü hasım göstermek suretiyle dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, 278 sayılı parseldeki ve 284 sayılı parselin ifrazı sonucu oluşan 1689, 1690 ve 1691 sayılı parsellerdeki Şahin'e ait 360/2400 payın iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı idare adına hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazların tespiti 24.8.1984 tarihinde yapılmıştır. Davacı babası Şahin adına tespit edilen 360/2400 payı tespitten sonra fakat ilan tarihinden önce 11.7.1985 tarihinde satın aldığını ilanın ise 3402 sayılı Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra 31.7.1989 tarihinden 30.8.1989 tarihine kadar yapıldığını bu durumda satın aldığı payın tapu sicil müdürlüğünce kadastro müdürlüğüne bildirilmesi gerektiği halde bildirilmediğini bu nedenle satın aldığı payın adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Gerçekten incelenen tutanaklardan tespitin 24.8.1984 tarihinde yapıldığı davacının babası Şahin adına tespit edilen 360/2400 payı ilandan önce 11.7.1985 tarihinde satın aldığı ilanın ise 31.7.1989 ile 30.8.1989 tarihleri arasında yapıldığı anlaşılmıştır. Kadastro Tespitinin ilanı 3402 sayılı Kanunun yürürlükte bulunduğu dönemde yapıldığına göre 3402 sayılı Kanununun 40. maddesinin göz önünde tutulması gerekir. Bu maddeye göre tapu sicil müdürlüğünün bu tür devirleri kadastro müdürlüğüne bildirmesi gerekmektedir. Ancak tapu sicil müdürlüğü davacının satın aldığı payları kadastro müdürlüğüne bildirmemiştir. Davacı kadastro tespitinden önceki nedene dayanmamaktadır. Hak düşürücü süre kadastro tespitinden önceki nedenlere dayalı olarak açılan davalarda söz konusu olur. Davacı ise tespit tarihinden sonra ve ilandan önceki nedene dayanarak dava açmaktadır. Bu durumda hak düşürücü sürenin dolduğundan söz edilemez. Ancak bu davanın önceki payın maliki Şahin aleyhine ölü olduğu takdirde mirasçıları aleyhine açılması gerekir. Tapu sicil müdürlüğünün davalı olarak gösterilmesi mümkün değildir.
Bu nedenle mahkemece davacıya mehil verilerek Şahin veya ölü ise mirasçılarının davaya katılması sağlanmalı bunların savunma ve delilleri toplanmalı, sonucuna göre karar verilmeli ve tapu sicil müdürlüğü aleyhine açılan davanın da husumet nedeni ile reddine karar verilmelidir. Usule ilişkin bu eksiklik kamu düzeni ile ilgili olup yargılamanın her aşamasında kendiliğinden göz önünde tutulur.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin incelenmesine yer olmadığına, 30.5.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy