(3402 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 412 parsel sayılı 2560 m2 yüzölçümündeki taşınmaz vergi kaydına, paylaşmaya dayanılarak Hüseyin adına tespit edilmiştir. Davacı Zülfükar tapu kaydına miras bırakanından gelen hakka, paylaşmaya dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine, çekişmeli parselin tespit gibi tesciline karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz vergi kaydına, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine ve paylaşmaya dayanılarak davalı taraf adına tespit edilmiştir. Davacı taraf tapu kaydına, miras yoluyla gelen hakka ve zilyetliğe dayanmıştır.
Mahkemece davacının 17.4.2003 tarihli oturumdaki beyanı dikkate alınarak davacının tapu kaydına dayandığı, dayanılan kaydın hukuksal değerini yitirdiği gerekçe gösterilerek tespit gününde dava konusu taşınmaz üzerinde adına tescile karar verilen zilyet davalı taraf yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuştur. Davacı tarafın tapu kaydına, miras yoluyla gelen hakka dayandığı tartışmasız olduğu gibi 24.11.988 havale günlü dava dilekçesinde davacının köyden ayrıldığı süre içerisinde bazı yıllar taşınmazda çalıştığı, bazı yıllar taşınmazı kendi adına kullandığı açıklandığına göre kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine de dayandığı kuşkusuzdur. Kaldıki davacının 17.4.2003 tarihli oturumundaki beyanı usulün 151.maddesi hükmü gereğince yöntemine uygun şekilde imzası ile belgelendirilmediğinden hukuksal bir değeri bulunmadığı saptanmıştır.
O halde davacının dayandığı tapu kaydı ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu Kadastro Müdürlüğünden getirtildiğine göre diğer tedavüllerinin yerel Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, davacının tapu kayıt maliki ile akdi yada irsi ilişkisi belirlenmeli, irsi ilişkisi bulunduğu takdirde kayıt malikinin mirasçılarını gösterecek şekilde nüfus kayıt örneği getirtilmeli, akdi yada irsi ilişkisi saptandığı takdirde dava konusu taşınmaz başında yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı yerel ve uzman bilirkişi, tutanak bilirkişileri, tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, davacı tarafın tutunduğu tapu kaydı yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı, uygulamada kayıtta tarif edilen sınır yerleri, uzman bilirkişiye düzenlettirilecek haritada işaret ettirilmeli, tapu kaydında tarif edilen sınır yerlerinden bilinmeyen sınırlar bulunduğu takdirde taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, kaydın kapsamı bu yolla belirlenmeli, dava konusu taşınmazın tümü yada bir bölümü davacının dayandığı tapu kaydının kapsamında kaldığı takdirde kaydın hukuksal değerini yitirip yitirmediği araştırılmalı, kural olarak bir kaydın hukuksal değerini yitirebilmesi için dayanılan tapu kaydının intikal görmemiş olması kayıt malikinin ölüm gününden sonra 20 yıllık sürenin geçmiş olması, taşınmaz üzerinde kayıt maliki mirasçıları dışında daha açık bir anlatımla 3.kişi durumunda olan gerçek kişilerin en az 20 yıl süre ile taşınmazda zilyet olmaları zorunludur. Mahkemece bu yönler gereği gibi araştırılmadığı gibi öte yandan davacı taraf ayrıca gurbete gittiğini dilekçesinde açıklamış ve zaman zaman taşınmazı kullandığını da belirtmiştir. Hal böyle olunca yeterli biçimde zilyetlik araştırmasının yapılması gerekir.
O halde yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın öncesinin kime ait olduğu, kimden kime kaldığı, zilyetliğin başlangıç günü, süresi, sürdürülüş biçimi hakkında bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, tutanak bilirkişilerinin tespitte saptanan beyanları dikkate alınarak keşifte dinlenen bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık bulunduğu takdirde bu çelişki giderilmeli, tespite dayanak yapılan davalı tarafın dayandığı vergi kaydı yöntemine uygun şekilde yerine uygulanmalı, tapu kaydının hukuksal değerini yitirdiği saptandığı takdirde vergi kaydının hukuksal değer taşıyacağı ve zilyetlikle birleşmeyen vergi kaydına değer verilemeyeceği göz önüne alınmalı, davacının taşınmazın bulunduğu yörenin dışında başka bir yere gitmiş olması halinde dava konusu taşınmaz üzerindeki zilyetliği iradi olarak terk edip etmediği araştırılmalı, komşu parsellerin tespit tutanağı ve dayanağı belgelerle bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmeli, uzman bilirkişiye keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde harita düzenlettirilmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece bu yönler gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 30.6.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy