(3402 S. K. m. 19)
Dava: Muhdesatın aidiyetinin tespiti istemiyle açılan davada mahkemece verilen karar davacı Mahmut tarafından incelenmesi istenilmekle temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Davacı Mahmut dava ve temyize konu 139 ada 16 parselin kadastro tespiti sırasında kendi adına tespit edildiğini üzerinde bulunan evin kendisine ait olduğuna ilişkin şerh verilmediğini vakıflar idaresinin tespit kesinleştikten sonra tapu iptali ve tescil davacı açtığını ve dava sonucunda taşınmazın vakıflar Genel Müdürlüğü adına tesciline karar verildiğini vakıfların taşınmaz üzerindeki binaya ilişkin taleplerinin olmaması ve kendisinin de davayı takip etmemesi nedeniyle muhtesatın malikinin vakıflarmış gibi sonuç doğduğunu vakıfların taşınmazı ihale yolu ile satışa çıkaracağını binayı kendisinin kadastro tespitinden önce yaptığını taşınmaz üzerindeki muhtesatın kendisine ait olduğunun tespiti ile tapunun beyanlar hanesinde gösterilmesi için dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı Mahmut tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece davacının eda davası açma olanağı var iken muhtesatın tespiti davası açılamayacağı taşınmaz üzerindeki bulunan binanın arzın mütemmim cüzü olduğu böylece davacının tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçe gösterilmek suretiyle hüküm kurulmuştur. Ne varki mahkemece yapılan araştırma inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Dava konusu 139 ada 16 parsel sayılı taşınmaz öncelikle üzerindeki bina ile birlikte davacı taraf adına tespit edilmiş vakıflar genel müdürlüğünün tapu kaydına dayanarak davacı aleyhine açtığı tapu iptal ve tescili davası kabul edilmek suretiyle taşınmazın vakıf adına tesciline karar verilmiştir. Öncelikle dava konusu taşınmazın kadastro tespit tutanağı getirilmemiştir. Diğer yönden davacı taraf taşınmazın vakıf tarafından satılacağı imkanı bulunduğunu ileri sürerek dava konusu taşınmaz üzerindeki evin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19. maddesi hükmü gereğince taşınmaz üzerindeki binanın muhtesat olarak beyanlar hanesinde gösterilmesini istemiştir. Dava konusu taşınmaz ilk tespitte davacı taraf adına tespit edildiğine göre kadastro tutanağı getirtilmek suretiyle taşınmazın türünün ne olduğu belirlenmelidir. Öncelikle davacı tarafın talebi göz önüne alındığında davanın mülkiyetin tespiti davası olmayıp taşınmaz üzerindeki binanın Kadastro tespitinden önce var olduğu kayıtlarla belirlenmekle az yukarıda belirtildiği üzere 3402 sayılı Kadastro Kanununun muhtesat üzerinde 19. maddesinde öngörülen koşulların yararına oluşup oluşmadığının tespiti meselesidir. Davacının zeminle ilgili bir davası bulunmamaktadır. Zeminle ilgili çekişme kesinleşen mahkeme hükmü ile belirlenmiştir.
Bu durumda davacının hukuki yararı bulunduğu tartışmasızdır. Ne varki taşınmaz üzerindeki binanın tespit tarihinden önce davacı tarafından yaptırılıp yaptırılmadığının belirlemesi gerekir. Bu nedenlerle kadastro tutanağı getirtilmeli, taşınmaz üzerindeki binanın tespit tarihinden önce davacı tarafından yaptırılıp yaptırılmadığı konusu araştırılmalı bu konuda davacı taraftan delileri sorulup saptanmalı, tanıkları bulunup bulunmadığı sorulmalı, ondan sonra taşınmaz üzerindeki binanın tespit tarihinden öncemi, sonra mı yapıldığı belirlenmeli, bu konuda gerektiğinde tespit tutanağındaki kadastro bilirkişileri dahi çağırılıp dinlenmeli, tespit tarihinden önce davacı tarafından yaptırıldığının saptanması halinde 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19. maddesi hükmü gereğince tutanağın beyanlar hanesinde gösterilmesi gerekir. Aksi halde diğer bir anlatımla taşınmazın tespit gününden sonra davacı tarafından yaptırıldığının belirlenmesi halinde çoğun içinde azın da bulunacağı göz önünde tutularak taşınmazın idarece her zaman satılabileceği gözönünde tutularak davacının bu konuda dahi satılma endişesi altında bulunduğu değerlendirildiğinde hukuki yararının da bulunacağı tartışmasızdır. Bu durumda koşullarının varlığı halinde mülkiyetin davacı tarafa ait olduğunun kabulüne karar verilmesi gerekirken bu konuda yanılgıya düşülerek eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Bu nedenlerle davacı tarafından yerinde olan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASNA, 30.06.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy