(3402 S. K. m. 14) (743 S. K. m. 639) (4721 S. K. m. 713)
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı Rukkuş ve davalı hazine tarafından istenilmekle temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Hükmüne uyulan bozma ilamında özetle, eksik incelemeye dayanan hükmün isabetsiz olduğu belirtilerek; taraflar arasındaki ihtilafın, çekişmeli taşınmazın kamu orta malı mera niteliği taşıyıp taşımadığına ilişkin olduğu, meraya ilişkin ihtilaflarda mahalli bilirkişilerin komşu köylerden seçilmesi gerektiği, yargılama sırasında tespite aykırı beyanların bulunması halinde tespit bilirkişilerinin dinlenilmesi,komşu parsellerin tutanak ve dayanağını oluşturan belgelerin getirtilip, mahallinde yansız yerel bilirkişiler ile keşif icra olunması, dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın niteliği, intikali ve tasarrufu hususunda ayrıntılı bilgi alınması bundan sonra tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiğine değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine 394 parsel sayılı taşınmazın mera vasfında bulunması nedeniyle davalı hazine adına yapılan tespitin iptali ile 3402 sayılı Kanunun 16/C maddesi hükümleri doğrultusunda yeniden 2680 m2 yüzölçümü ile mera olarak sınırlandırılmasına ve bu şekilde özel siciline yazılmasına karar verilmiş, hüküm davacı Rukkuş ve davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulmuştur. Bozma kararına uyulmakla taraflar yararına usulü kazanılmış hak doğar. Bozma kararında öngörüldüğü gibi başka köyden dinlenen yerel bilirkişiler dava konusu taşınmazın geleneksel biçimde kullanıla gelen kamu malı niteliğinde mera olmadığı tarım toprağı bulunduğunu ve davacı tarafın tespit gününe kadar 20 yılı geçen zilyetliği bulunduğunu vurgulamışlardır. Dava konusu taşınmaz tespit sırasında da tarla niteliği ile diğer bir anlatımla tarım toprağı olması nedeni ile hazine adına tespit edilmiş bulunmaktadır. Bu durumda tespit bilirkişileri dahi dava konusu taşınmazın mera olmadığını belirtmişlerdir. Duruşma aşamasında dinlenen ziraatçı bilirkişi açıklamalı raporunda dava konusu taşınmazın komşu 392 parsel sayılı mera taşınmazı ile ilgisi olmadığını tarım toprağı niteliğinde bulunduğunu raporunda açıklamıştır. Diğer yönden bilirkişi ve tanıklar ile uzman bilirkişi Alper 21.5.2003 tarihli raporunda dava konusu taşınmaz ile mera parseli arasında kot farkı bulunduğunu böylece mera ile dava konusu taşınmaz arasında ayırıcı unsur bulunduğunu açık ve seçik biçimde vurgulamıştır. Bir taşınmazın meraya komşu olması mutlaka meradan açıldığı anlamına gelmeyeceği tartışmasızdır. Dosyadaki dinlenen yerel bilirkişi tanıkların birbirini tamamlayan sözleri ayrıca ziraatçı bilirkişinin taşınmazın tarım toprağı niteliğinde bulunduğu yolundaki gerekçeli raporu bilirkişi ve tanık sözlerinin teyit etmektedir. Kaldı ki az yukarıda belirtildiği gibi dava konusu taşınmaz ile mera arasında maddi bir olgu olan ayırıcı unsur bulunduğu mahkemece belirlenmiştir. Bu durumda özellikle taşınmazın meraya komşu olduğu bu nedenle meradan açıldığının kabulü gerekir şeklindeki düşünce dosyadaki mevcut delillere olgu ve bulgulara uygun bulunmamaktadır. Bu nedenlerle dava konusu taşınmazın davacı taraf adına tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken bu konuda yanılgıya düşülerek yazılı biçimde karar verilmesi isabetsizdir. Bu nedenlerle hazinenin temyiz itirazlarının reddi ile aleyhindeki hükmün ONANMASINA, hazineden ilam harcı alınmasına yer olmadığına,
Davacı Rukkuş temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), 17.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
YKD TEMMUZ 2004
Full & Egal Universal Law Academy