(4721 S. K. m.1025)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 18.11.2003 günü belirlenen saatte temyiz eden Nimet vekili ve aleyhine temyiz istenen Hasan ve diğerlerinin vekili geldiler. Gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Tetkik hakiminin raporu okundu. Dosyadaki belgeler incelendi. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 698 ada 18 parsel sayılı 3130.49 m2 yüzölçümündeki taşınmazın tespiti davalı olduğundan söz edilerek malikhanesi boş bırakılmak suretiyle yapılmıştır. tespitten önce davacı Nimet tarafından davalılar Hasan ve paydaşları aleyhlerine Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapu iptali ve tescil davası görevsizlikle kadastro mahkemesine aktarılmıştır. Mahkemece davanın reddine, taşınmazın davalılar adlarına payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Kadastro tespitine esas olan 23.6.1976 tarihli ve 43 numaralı sicilden gelen tapu kaydının dava konusu taşınmaza ait olduğu konusunda yanlar arasında herhangibir çekişme bulunmamaktadır. Yanlar arasındaki çekişme az yukarıda sözü edilen tapu kaydının gittisi bulunan 22.6.1970 gün 69 nolu pay tapu kaydının satışının geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Dayanılan kaydın 5/6 payı 22.6.1970 gün ve 69 numaralı kayıtta davacı Nimet, Fikriye'nin miras bırakanı ve babası bulunan Abdullah adına kayıtlı iken kayıt maliki Abdullah kayden payını Mustafaya satmak suretiyle 6.7.1983 gün ve 3 nolu kayıtta Mustafa adına tescil edilmiştir. Bu durumda davacı ve babası Abdullah'ın nizalı taşınmazda kayda dayalı herhangibir hakkı bulunmamaktadır. Davacı taraf anılan tapu kaydının geçersiz olduğunu kanıtlayamamıştır. Tapulu bir yerde muayyen sürede başka kişinin zilyet olması tapunun hukuki değerini yitirdiği anlamına gelmeyeceği gibi olayda 3402 sayılı Yasanın 13/B-b maddesi hükmünün uygulama olanağı da bulunmamaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi davacı taraf davasını kanıtlayamamıştır. Dosyadaki mevcut olgu ve bulgular göz önünde tutularak yazılı biçimde karar verilmesinde her hangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Sonuç: Bu nedenlerle davacı tarafın yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Yargıtay duruşmasında kendisini vekille temsil ettiren davalı taraf yararına takdir edilen 150.000.000 lira vekalet ücretinin davacı taraftan tahsiline, 18.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy