(3402 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 120 ada 12, 54 ve 44 parsel sayılı 4131.58 m2, 223.84 m2 ve 10082.13 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar dava dışı aynı ada 11 parsel sayılı taşınmaza uygulanan vergi kaydında sınırda harman yeri okunduğundan söz edilerek harman yeri niteliği ile orta malı olarak sınırlandırılmak suretiyle tespit edilmiştir. Davacı Süleyman miras yolu ile gelen hakka, paylaşmaya ve zilyetliğe dayanarak 12 sayılı parsel hakkında, Adem aynı nedenlerle 54 parsel sayılı taşınmaz hakkında Muharrem ise, satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak 44 sayılı parsel hakkında dava açmışlardır. Mahkemece davalar birleştirilerek yapılan yargılama sonunda davacıların davalarının kabulüne, 12 sayılı parselin Süleyman, 54 sayılı parselin Adem ve 44 sayılı parselin de Muharrem adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece davacı tarafın dayandığı dava dışı parsellere revizyon gören vergi kaydının miktar fazlasından oluşan dava konusu taşınmazların, kamu malı niteliğinde harman yeri olmadığı tespit gününde adlarına tescile karar verilen zilyet davacılar yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de toplanıp değerlendirilen delillere göre yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Davacıların dayandığı dava dışı parsellere revizyon gören vergi kaydında nizalı parseller yönü harman yeri olarak sınır tarif edilmiştir. Taşınmazların gerçekten batı ve güney sınırlarını oluşturan 55, 56, 58, 59, 60, 61, 45 ve 46 parsel sayılı taşınmazların harman yeri niteliği ile sınırlandırıldığı ve tespitlerinin kesinleştiği dosya kapsamı ile belirlenmiştir. Saptanan bu hukuksal olgu karşısında yerel bilirkişi ve tanıkların resmi kayıt ve belgelere aykırı düşen dayanaktan yoksun sözlerine değer verilemez. Daha açık bir anlatımla dayanılan vergi kaydının güneyinde tarif edilen harman yeri sınırı kesinleşen hukuksal durumla doğrulanmıştır. Hal böyle olunca vergi kaydı miktar fazlasından oluşan dava konusu taşınmazların harman yeri olduğunun kabulü gerekir. Bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz.
Mahkemece bu olgular dikkate alınarak davaların reddine dava konusu taşınmazların 3402 sayılı Kadastro kanunun 16/B maddesi hükmü gereğince harman yeri olarak sınırlandırılmasına karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz,
Sonuç: Davalı hazinenin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 20.1.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy