(3402 S. K. m. 14, 20)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 397 parsel sayılı 88.000 m2 yüzölçümündeki taşınmaz 20 dönüm miktar fazlası olarak hazine adına tespit edilmiştir. Komisyonca itirazları reddedilen davacılar Abdurrahman ve Sıddık ve Abdullatif, Nusrettin, Abdulbaki satış yolu ile oluşan kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak taşınmazın yarısının Abdurrahman ve Sıddık diğer yarısının da Yıldız soyadlı davacılar adlarına tescili için dava açmışlardır. Mahkemece davanın kabulü ile 397 nolu parselin 1/2 kısmın Abdurrahman ve Sıddık adına 1/2 sinin de Abdullatif, Mehmet, Sait, Nusrettin ve Abdulbaki adlarına müştereken tesciline karar verilmiş,hüküm davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz dava dışı 396 parsel sayılı taşınmazın 20 dönüm fazlası olarak davalı hazine adına tespit edilmiştir. Tespite bir kayıt ve belge esas alınmamıştır. Mahkemece dava konusu taşınmaz üzerinde tespit gününde adlarına tescile karar verilen zilyetleri davacılar yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma, uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Dava konusu taşınmazla ilgili olarak 4753 ve 5618 sayılı yasalar uyarınca bölgede oluşturulan komisyonca düzenlenen 20.7.966 günlü belirtmelik tutanağında Şubat 1289 tarih 270 sayılı tapu kaydı ile 1938 tarih 63 tahrir sayılı vergi kaydından söz edilmiştir. Mahkemece sözü edilen tapu ve vergi kaydı getirtilip yerine yöntemine uygun şekilde uygulanmamış, tapu kayıt maliki yada mirasçıları ile davacıların akdi, irsi ilişkisi belirlenmemiş, kaydın hukuksal değerini yitirip yitirmediği araştırılmamıştır. Öte yandan davacılar noterce düzenlenen satış senetleri ibraz etmişler, bu belgelerde yerine uygulanmamıştır. Böylesine yetersiz araştırma ve uygulama ile hüküm kurulamaz.
Sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için dava konusu taşınmazla ilgili olarak düzenlenen belirtmelik tutanakta sözü edilen Şubat 1289 tarih 270 sayılı tapu kaydı ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğü ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden, 1938 tarih 63 tahrir sayılı vergi kaydı Özel İdare Memurluğundan getirtilmeli, öncelikle kaydın hukuksal değerini yitirip yitirmediği araştırılmalı, kayıt hukuksal değerini yitirmemiş ise davacıların kayıt maliki yada mirasçılarıyla akdi, irsi ilişkileri resmi kayıt ve belgelerle özellikle nüfus kayıt örnekleri getirtilerek saptanmalı, dava konusu taşınmaza dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve dayanakları belgeler, davalı iseler dava dosyaları da getirtilmeliidr.
Yöreyi bilen elverdiğince yaşlı, yerel bilirkişi ve tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar 20.7.966 tarihli belirtmelik tutanağı bilirkişileri hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, davacıların tapu kaydı ve vergi kayıt maliki ile akdi yada irsi ilişkilerinin belirlenmesi ve tapu kaydının hukuksal değerini koruması halinde yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle tapu ve vergi kaydı yerine uygulanmalı, kapsamları belirlenmeli, yerel bilirkişice bilinmeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, tapu ve vergi kaydının kapsamı bu yolla 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 20.maddesi hükmü uyarınca yöntemine uygun şekilde belirlenmeli, uzman bilirkişiye kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri haritasında işaret ettirilmeli, komşu parsellerin tespit tutanakları ve dayanakları kayıtlarla tapu ve vergi kayıtlarının uygulanmasına ilişkin bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmeli, dava konusu taşınmazın tümünün ya da bir bölümünün tapu ve vergi kaydının kapsamında kalmadığı belirlendiği takdirde yeterli biçimde zilyetlik araştırılması yapılmalı, zilyetliğin başlangıç günü, süresi, sürdürülüş biçimi hakkında bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi kabule göre de davanın dayanağını oluşturan 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14/son maddesi hükmünde aynı çalışma alanı içinde bir kişinin kayıtsız ve belgesizden zilyetlik yoluyla edinebileceği toplam taşınmaz miktarı sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüm olabileceği belirtildiği halde dava dışı 397 parsel sayılı taşınmazın 20 dönüm fazlasından oluşan dava konusu taşınmazın tümünün 100 dönümü aşacak şekilde davacılar adına tesciline karar verilmesi kısıtlamalarla ilgili olarak araştırma ve soruşturma yapılırken davacıların satıcıları yönünden herhangi bir araştırma ve soruşturma yapılmamış olması ayrıca Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüklerinden davacılar ve satıcıların açtıkları derdest ya da sonuçlanan tescil davası bulunup bulunmadığının sorulup saptanmamış olması dahi isabetsiz,
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 22.1.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy