(3402 S. K. m. 13)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı Seracettin Çakın tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında temyiz konusu 57 parsel sayılı 15400 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak ve Seracettin Çakın'ın zilyet olduğu da beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle Ali kızı Hatice adına tespit edilmiştir. Seracettin Çakın, Eşref Cengiz, Eşref Koç ve Abdullah Ülkü'nün itirazı üzerine komisyonca 57 parsel sayılı taşınmazın krokisinde ( A ) harfi ile gösterilen 5000 m2'lik kısmın 55 parsel sayılı taşınmaza eklenmesi suretiyle tapu kaydına dayanılarak ve 10400 m2 yüzölçümü ile Ali kızı Hatice adına tespit edilmiştir. İtirazı komisyonca reddedilen davacı Seracettin Çakın taşınmaza uygulanan tapu kaydının hukuki kıymetini kaybettiğini ve kendisinin vergi kaydı malikinden satın alarak zilyet bulunduğunu ileri sürerek dava açmıştır. Mahkemece davacı Seracettin'in davasının reddine, temyiz konusu 57 parsel sayılı taşınmazın Hatice Güler mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Seracettin Çakın tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı taraf kadastro tespitine dayanak yapılan davalı tarafın dayandığı tapu kaydının hukuksal değerini yitirdiğini, taşınmaz üzerinde zilyet olduğunu, bu nedenle dava ve temyiz konusu 57 parsel sayılı taşınmazın adına tescili gerektiğini öne sürerek dava açmıştır. Gerçekten kadastro tespitine dayanak yapılan davalı tarafın tutunduğu T.Sani 1301 tarih 66 sayılı tapu kaydı Ali kızı Hatice ve Zeynep adına oluşmuştur. Dava ve temyize konu 57 parsel sayılı taşınmaz tutanağında belirtilen hukuksal nedenlere dayanılarak Hatice mirasçıları davalılar adına tespit edilmiştir. Tespitin dayanağı tapu kaydının maliklerinden Ali kızı Hatice'nin 1944 yılında öldüğü, kaydın intikal görmediği, davacı tarafın çekişmeli taşınmaz üzerinde 1964 ve 1965 yıllarında başlayan zilyetliğinin tespit gününe kadar aralıksız sürdüğü mahkemece yapılan keşif, uygulama, toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Kadastro tespiti ise 1982 yılında yapılmıştır. Hal böyle olunca, davacı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13/B-c maddesi hükmünde öngörülen koşulların gerçekleşmediğinin kabulü gerekir. Gerçekten davacı tarafın taşınmaz üzerinde sürdürdüğü zilyetlik iktisap sağlayan 20 yıllık süreye ulaşmamıştır. Hal böyle olunca davacı taraf yararına davalıların miras bırakanı Hatice'nin tapu kaydındaki payının hukuksal değerini koruduğu kuşkusuzdur. Mahkemece bu olgular dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından,
Sonuç: Davacı tarafın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, peşin alınan ilam harcının mahsubu ile geriye kalan 2.200.000 lira harcın davacıdan alınmasına, 08.03.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy