(1086 S. K. m. 87, 89)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 102 ada 20 parsel sayılı 0125,34 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak 1/2 şer hisselerle Hüseyin ve Ali adlarına tespit edilmiştir. Davacı Hüseyin miras yolu ile gelen hakka ve zilyetliğe dayanarak taşınmazın içinde bulunan su kaynağının 1/2 hisse kullanım hakkının davalı lehine olan tespitinin iptali istemi ile dava açmış; yargılama sırasında 1/2 hisse oranında davalı adına yapılan tespitinin iptali ile tamamının kendi adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne dava konusu taşınmazın davalı adına 1/2 olarak yapılan tespitinin iptali ile tamamının içindeki su kaynağı ile birlikte davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.
Kadastro mahkemesine açılan dava taşınmaz içerisinde bulunan su kaynağının kullanımına ilişkin bulunmaktadır. Davacı su kaynağının kullanımının tamamen kendisine ait olduğunu ileri sürmüştür. Daha sonra vermiş olduğu 5.3.2003 tarihli dilekçeyle taşınmazın zemin mülkiyetininde kendisine ait olduğunu belirtmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 87. maddesinin son cümlesinde ıslah yoluyla müddeabihin değerinin artırılamayacağına ilişkin hüküm Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş ve değerin artırılabileceğinin ıslah suretiyle kabulü mümkün hale gelmiş ise de, dava konusunun ıslah yoluyla tamamen değiştirilmesi mümkün değildir. Davacı daha sonraki tarihli dilekçesinde bu kez zemin mülkiyetinin de kendisine ait olduğunu açıklamak suretiyle dava konusunun tamamen değiştirmiştir. Bilindiği gibi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 89. ve müteakip maddesi davanın tamamen ıslah edilmesini belli koşullara bağlamıştır. Bu şekilde ve yasanın öngördüğü biçimde yapılmış bir ıslah sözkonusu değildir. Hal böyle olunca, davanın taşınmaz üzerinde bulunan su kaynağının paylaştırılmasına ilişkin olup, kadastro mahkemesinde görülemeyeceği açıktır. Bu durumda dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken açılan davanın kadastro davası olarak nitelendirilme suretiyle karar verilmesi yerinde değildir.
Sonuç: Davalının temyiz itirazları kabulü ile hükmün yukarda açıklanan sebeplerden dolayı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 29.1.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy