(3402 S. K. m. 14, 20)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 6 parsel sayılı 191000 m2 yüzölçümündeki taşınmaz devletin hüküm ve tasarrufu altındaki boş yerlerden olduğundan söz edilerek Hazine adına tespit edilmiştir. Abdullah Atabay ve paydaşlarının vergi kaydına, zilyetliğe dayanarak yaptıkları itiraz komisyonca kabul edilerek 6 sayılı parselin Abdullah Atabay ve paydaşları adına tesciline karar verilmiştir. Hazine komisyonca yanlış karar verildiğini ileri sürerek dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine, 6 sayılı parsel yazılacağı yerde 14 sayılı parsel yazılarak davalılar adına paylı olarak tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 6 parsel sayılı taşınmaz tutanağında belirtilen hukuksal nedenlere dayanılarak davalı Hazine adına tespit edilmiştir. İtirazlar kadastro komisyonunca kabul edilmiştir. Hazine tespit nedenlerine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece dava konusu taşınmaz üzerinde tespit gününde adına tescil kararı verilen zilyetleri davalılar yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma, uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davalılar dava dışı 5 parsel sayılı taşınmaza revizyon gören 1938 tarih 93, 7 parsel sayılı taşınmaza revizyon gören 1938 tarih 96 ve ayrıca 1937 tarih 88 tahrir sayılı vergi kayıtlarına dayanmışlardır. Uzman bilirkişi M.Zahit Aktan tarafından düzenlenen haritalı raporda dayanılan vergi kayıtlarının kapsamları yöntemine uygun şekilde belirlenmemiş, tarif edilen sınır yerleri gereği gibi gösterilmemiştir. Hal böyle olunca kayıtların uygulanmasına ilişkin bilirkişi sözlerini denetleme, keşfi izleme imkanı bulunamamıştır. Kadastro tespiti 1956 yılında yapılmıştır.
Dayanılan vergi kayıtlarından 93 ve 96 tahrir sayılı vergi kayıtları 1938 yılında oluşturulmuştur. 88 tahrir sayılı vergi kaydı ise 1937 yılında oluşturulmuştur. Bir taşınmaz için oluşturulan vergi kaydının oluştuğu gün zilyetliğin başlangıç günü olarak kabul edilemez. Bir başka deyişle o taşınmaz üzerinde kaydın oluştuğu günden önce zilyet olunabilir ise de vergi kaydı miktar fazlası üzerindeki zilyetliğin mutlaka kaydın oluştuğu günden sonra başladığının kabulü gerekir. Öğretide ve uygulamada bu hukuksal olgu tartışmasızdır. Mahkemece bu olgular dikkate alınmadığı gibi çekişmeli taşınmaza dayanılan vergi kayıtlarının revizyon gördüğü dava dışı komşu taşınmazların tespit tutanakları ve dayanakları kayıtlar da getirtilerek kayıtların uygulanmasına ilişkin bilirkişi sözleri de mahkemece denetlenmemiştir. Öte yandan dayanılan vergi kayıtlarından 1937 tarih 88 tahrir sayılı vergi kaydının dava dışı başka taşınmazlara revizyon görüp görmediği, Kadastro Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise bu taşınmazın tespit tutanağı ve dayanağı belgeler davalı ise dava dosyası getirtilmelidir. Mahkemece bu kayıt ve belgelerde getirtilmemiştir. Böylesine yetersiz ve sağlıksız bir soruşturma ile hüküm verilemez. Sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için tespit tutanağı bilirkişileri, kadastro komisyonunca düzenlenen tahkikat tutanağındaki zabıt mümzileri, yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yerel ve uzman bilirkişi, tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle dayanılan vergi kayıtları yerine uygulanmalı, kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri uzman bilirkişiye düzenlettirilecek haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, dayanılan her bir vergi kaydının kapsamı belirlenmeli, bu kayıtların birbirini ne biçimde sınır gösterdikleri incelenmeli, uygulama yapılırken revizyon gördükleri dava dışı parsellerde göz önüne alınmalı, yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri olduğu takdirde taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, hükme dayanak yapılan keşifte dinlenen tutanak bilirkişilerinin beyanları ile kadastro komisyonunca düzenlenen soruşturma evrakında adı geçenlerin beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde adı geçenler taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek aykırılık giderilmeli, kayıtların kapsamı 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca yöntemine uygun şekilde belirlenmeli, kayıtların sınırında kıraç gibi değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlı yerler bulunduğu gözönünde tutulmalı, yerel bilirkişice dayanılan vergi kayıtlarında kesin olarak bilinemeyen sınır yerinin varlığı halinde kaydın bu yönünün açık kaldığı, kapsamının yüzölçümü ile geçerli olduğu düşünülmeli, zilyetlik yönünden yeterli biçimde araştırma yapılmalı, zilyetliğin başlangıç günü, süresi, sürdürülüş biçimi hakkında bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, kayıt miktar fazlası üzerindeki zilyetliğin kaydın oluştuğu günden sonra başlayacağı gözönünde tutulmalı, kaydın oluştuğu gün ile kadastro tespitinin yapıldığı gün arasında iktisap sağlayan 20 yıllık sürenin dolup dolmadığı özellikle gözönünde tutulmalı, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı gerekçeli rapor alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi kabule göre de davaya konu yapılan taşınmazın parsel sayısı 6 olduğu halde, hüküm yerinde parsel sayısının 14 olarak gösterilmiş olması dahi isabetsiz, davacı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 13.2.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy