(1086 S. K. m. 37)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında dava konusu 226 ada 35 parsel sayılı 1183,61 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, miras yoluyla gelen hakka ve zilyetliğe dayanılarak Şaban ve paydaşları adına tespit edilmiştir. Davacı Şaban miras yoluyla gelen hakka ve zilyetliğe dayanarak tespitin iptali ile taşınmazın kök muris Mustafa mirasçıları adına tescili istemiyle dava açmıştır. Yargılama sırasında Ramazan miras yoluyla gelen hakka ve zilyetliğe dayanarak davaya katılmıştır. Mahkemece davanın reddine, dava konusu parselin tespit gibi Mehmet mirasçıları adına tesciline karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Kadastro sırasında 226 ada 35 parsel sayılı taşınmaz Mustafa oğlu Mehmet'in zilyetliğinde olduğundan söz edilerek mirasçıları Şükriye, Şaban ve Lütfiye adlarına tespit edilmiştir. Davacı Şaban, dava konusu taşınmazın kök miras bırakan Mustafa' dan kaldığını, paylaşılmadığını mirasçılar arasında zilyetlikle mülk edinme koşullarının gerçekleşmeyeceğini ileri sürmüş tespitin iptali ile taşınmazın ortak muris Mustafa adına tespit ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, daha önce Kadastro Mahkemesinde görülen 2002/55-2003/8 E.K. sayılı mahkeme ilamı ile 35 sayılı parselin dava konusu yapıldığı bu parselin Mehmet'e ait olduğu belirlendiğinden; eldeki dava yönünden kesin hüküm olarak kabul edilmiş ve bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Bilindiği gibi kesin hükümden söz edilmesi için Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 37. maddesine göre "..... iki tarafın ve müdeabihin ve dayanılan hukuki sebebin müttehit olması lazımdır" kesin hüküm olarak kabul edilen dava dosyası incelendiğinde davacıların Yakup, Sait ve Mustafa olduğu davalıların ise Şaban ve Hasan oldukları görülmektedir. Dava sebebi ise 35 sayılı parselle birlikte dava dışı diğer parsellerin yüzölçümlerinin eşit olmadığı ve yüzölçümlerinin eşit olarak yazılması nedenine dayandırılmaktadır. Bu durumda sözü edilen davanın bu dava için kesin hüküm olduğundan söz etme olanağı yoktur. Bu hüküm koşullarının varlığı halinde güçlü delil olabilir. Kuşkusuz güçlü delilin aksi daha güçlü delil ile kanıtlanabilir. Anılan dosyanın tarafları farklı olduğu gibi sebebi de farklıdır. Öte yandan eldeki davanın konusu ile ilgili olarak hiçbir araştırma soruşturma ve uygulama yapılmamıştır. Davacı taşınmazın kök murislerinden kaldığını savunmuştur. Gerçekten yerinde keşif yapılarak bilirkişi ve tanık dinlenmek suretiyle taşınmazın kök muristen kalıp kalmadığı paylaşılıp paylaşılmadığı yada müstakil olarak davalıların murisine ait olup olmadığı konularında hükme ve sonuca etkili olacak şekilde yeterli delil toplanmamıştır. Mahkemece yukarda açıklandığı biçimde araştırma, inceleme ve uygulama yapılmaksızın yazılı olduğu şekilde ve yetersiz araştırmaya dayanılarak hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Hükmün açıklanan sebeplerden dolayı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 30.1.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy