(3402 S. K. m. 14, 29)
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacılar Yusuf Yıldız ve Necati Yıldız tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 121 ada 49 parsel sayılı 844,92 m2 ve 125 ada 9 parsel sayılı 136,20 m2 yüzölçümlerindeki taşınmazlar kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı Hamdi Yıldız adına tespit edilmiştir. Davacılar Yusuf Yıldız ve Necati Yıldız babaları Mehmet Şükrü'den miras kaldığını, üç mirasçı adına eşit tespit ve tescil edilmesi gerektiğini öne sürerek dava açmışlar, davalı paylaşma sonucu kendi zilyetliğinde bulunduğunu savunmuştur. Mahkemece davanın reddine dava konusu 121 ada 49 parsel ve 125 ada 9 parsel sayılı taşınmazların tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacılar Yusuf Yıldız ve Necati Yıldız tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, tarafların ortak miras bırakanlarının ölüm gününden sonra mirasçılar arasında yöntemine uygun şekilde paylaşma yapıldığı, taşınmazlar üzerinde davalı tarafın zilyet olduğu, tespit gününde 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının davalı taraf yararına gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma, soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir. Dava dilekçesi kapsamı ile davacıların müştereken imzaları ile onaylı dosya ibraz ettikleri 15.10.2001 günlü dilekçe içeriği dikkate alındığında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 29. maddesi hükmü uyarınca tereke adına dava açıldığı tartışmasızdır. Mahkemece tarafların ortak miras bırakanı Mehmet Şükrü'ye ait yasal mirasçılarını gösteren nüfus aile tablosu getirtilip incelenmemiş, dava dışı başka mirasçılarının bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Kuşkusuz 3402 sayılı Kadastro Kanununun 29. maddesi hükmü dikkate alındığında dava dışı mirasçıların davada taraf olmaları zorunlu değildir. Ne varki, kadastro hakimi infazı mümkün doğru sicil oluşturmakla yükümlüdür. Hal böyle olunca, miras bırakan Mehmet Şükrü'nün nüfus aile tablosu getirtilmeli, dava dışı başka mirasçıları olup olmadığı belirlenmelidir. Öte yandan asıl olan terekenin paylaşılmamış olmasıdır. Paylaşmaya dayanan davalı taraf bu hukuksal olguyu kanıtlamakla yükümlüdür.
Ne varki, yerel mahkemenin bu doğrultuda yaptığı araştırma, soruşturma da yetersizdir. Mirasçılar arasında yöntemine uygun bir paylaşmanın varlığından söz edilebilmesi için tüm mirasçıların miras bırakanın ölüm gününden sonra bir araya gelmeleri, terekeyi kendi aralarında pay etmeleri, her bir mirasçının kendi payına düşeni aldıktan sonra terekedeki diğer miras haklarından vazgeçmeleri gerekir. O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı yerel ve uzman bilirkişi, tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar, tutanak bilirkişileri hazır olduğu halde dava konusu taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, taşınmazların ortak miras bırakan Mehmet Şükrü'ye ait olduğu yönü taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı dikkate alınarak miras bırakan Mehmet Şükrü'nün ölümünden sonra mirasçıları arasında az yukarıda belirtilen şekilde paylaşma yapılıp yapılmadığı, yapılan paylaşmada dava konusu taşınmazların davalının miras payına isabet edip etmediği, diğer mirasçıların miras paylarına karşılık terekeden hangi taşınmaz yada taşınmazları veya menkul mal alıp almadıkları yolunda bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, tutanak bilirkişileri dinlenerek yerel bilirkişi ve tanık sözleri arasındaki aykırılık giderilmeli, terekeye dahil dava dışı başka taşınmazlar var ise tespit tutanakları ve dayanakları belgeler getirtilip incelenmeli, tespitlerin hangi hukuksal olguya göre yapıldığı araştırılmalı, bilirkişi ve tanık sözleri bu yolla denetlenmeli, taşınmazlarda davalının zilyet olmasının mirasçılar arasında paylaşmanın yapıldığını kanıtlamaya yetecek şekilde başlı başına hukuksal bir olgu olmadığı dikkate alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 2.3.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy