(3402 S. K. m. 13, 15)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 115 ada 1, 4, 9, 126 ada 30 parsel sayılı sırasıyla 9814.02 m2, 8092.78 m2, 7946.17 m2, 17821.71 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak ölü olduğu belirtilmek suretiyle Yakup Gencer adına, 106 ada 10 parsel sayılı 304.11 m2 yüzölçümündeki taşınmaz aynı nedenlere dayanılarak ölü olduğu belirtilmek suretiyle Hamit Yurttürk adına, 126 ada 12 parsel sayılı 10259.16 m2 yüzölçümündeki taşınmaz aynı nedenlere dayanılarak Emine Caner ve Ahmet Erdem adına tespit edilmiştir. Davacılar Emine Uçar ve Kıymet Köksal miras yoluyla gelen hakka dayanarak Yakup Gencer mirasçıları olan Abdullah, Sait ve Hayrie Gencer'i hasım göstermek suretiyle dava açmıştır. Yargılama sırasında davacılar 106 ada 10 ve 126 ada 12 parsellerin numaralarını yanlış yazdıklarını belirterek bu parsellere yönelik davalarından vazgeçtiklerini doğru parselin 2892.72 m2 yüzölçümü ile miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya ve zilyetliğe dayanılarak ölü olduğu belirtilmek suretiyle Yakup Gencer adına tespit edilen 160 ada 12 parsel olduğunu belirtmişlerdir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazlar kadastro sırasında, tutanaklarında belirtilen hukuksal olgulara dayanılarak davalı taraf adına tespit edilmiştir. Davacı taraf miras yoluyla gelen hakka, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece hükümde açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki mahkemece yapılan araştırma, uygulama hüküm vermeye yeterli değildir. Davacı taraf taşınmazların kök miras bırakan İshak'a ait olduğunu, paylaşılmadığını öne sürmüştür. Dava konusu taşınmazların tespit tutanakları içeriğinde paylaşma olgusuna yer verilmiştir. Hal böyle olunca kök mirasbırakanın ölüm gününden sonra mirasçıları arasında yöntemine uygun şekilde bir paylaşmanın yapılıp yapılmadığının belirlenmesi zorunludur. Kural olarak, asıl olan terekenin paylaşılmamış olmasıdır. Paylaşmaya dayanan davalı taraf bu hukuksal olguyu kanıtlamakla yükümlüdür. Öte yandan mirasçılar arasında yöntemine uygun bir paylaşmanın varlığından söz edilebilmesi için miras bırakanın ölüm gününden sonra tüm mirasçılarının bir araya gelerek terekeyi kendi aralarında pay etmeleri, her bir mirasçının kendi miras payına düşeni aldıktan sonra terekedeki diğer miras haklarından vazgeçmeleri gerekir. Mahkemece bu doğrultuda yeterli ve yöntemine uygun bir şekilde araştırma ve soruşturma yapılmamıştır. O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı yerel ve uzman bilirkişi, tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar, tespit tutanağı bilirkişiler hazır olduğu halde taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, ortak miras bırakanın ölüm gününden sonra az yukarıda belirtilen şekilde mirasçıları arasında bir paylaşma yapılıp yapılmadığı, dava konusu taşınmazların davalıların miras paylarına isabet edip etmediği yolunda bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, tespit tutanağı bilirkişileri taşınmazlar başında ayrı ayrı dinlenerek bilirkişi ve tanık sözleri arasındaki aykırılık giderilmeli, dava konusu taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi, sürdürülüş biçimi ve zilyetliğin başlangıç gününün belirlenmesi için bilirkişi ve tanıklardan bu konuda da ayrıntılı bilgi alınmalı, mirasçılardan birinin veya bir bölümünün taşınmazlar üzerinde sürdürdüğü zilyetliğin tereke adına sürdürülen zilyetlik niteliğinde olduğu mirasçılar arasında kazandırıcı zamanaşımı süresinin işlemeyeceği düşünülmeli, kök miras bırakan İshak'ın terekesine dahil dava dışı başka taşınmazları var ise bu taşınmazların tespit tutanakları ve dayanakları kayıtlar getirtilmeli, tespitlerin hangi hukuksal olgulara dayanılarak yapıldığı özellikle paylaşma olgusuna yer verilip verilmediği ve kesinleşip kesinleşmediği incelenmeli, bundan sonra 106 ada 10 parsel sayılı taşınmaz ile 126 ada 12 parsel sayılı taşınmaza yönelik davalardan davacıların feragat ettiği, diğer taşınmazların dava konusu yapıldığı gözönünde tutularak toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi kabule göre de; kadastro hakiminin infazı mümkün doğru sicil oluşturmakla yükümlü olduğu ve davalar reddedildiği halde davaya konu yapılan taşınmazların kim yada kimler adına tescil edildiğinin hüküm yerinde gösterilmemiş olması dahi isabetsiz,
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 11.3.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy