(3402 S. K. m. 12, 13)
Kadastro tespitine dayalı olarak oluşan tapu kaydının iptali istemi ile açılan davada mahkemece verilen kararın Yargıtay'ca tetkiki davacı M. Özdamar tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava ve temyiz konusu taşınmazlardan 46 parsel sayılı taşınmaz davalı A. ve Z. Zeytin ile A. ve M. Özdamar adlarına, 76, 274, 327, 332 ve 420 parsel sayılı taşınmazlar ise davalılar A. ve Z. Zeytin adlarına pay tapu kayıtlarına, paylaşmaya ve kazandırıcı zaman aşımı zilyetliğine dayanılarak tespit edilmiştir. Taşınmazların kadastro tesbitleri kesinleşerek tapuya tescil edilmiştir. Davacı M. Özdamar tapu kayıtlarına ve mahkeme ilamına dayanarak taşınmazlarda kendisinin ve dava dışı sair mirasçıların da payı olduğunu öne sürerek dava açmıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, 46 parsel sayılı taşınmazda davalı Z. Zeytin adına oluşan 1/2 pay tapu kaydının iptali ile sözü edilen 1/2 payın D. Mahmutoğlu S. mirasçıları adına payları oranında tapuya tesciline, sair taşınmazlara yönelik davaların reddine karar verilmiş; hüküm davacı M. Özdamar tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu 46, 76, 274, 327, 332 ve 420 parsel sayılı taşınmazların tarafların dayandığı tapu kayıtlarının kapsamında kaldığı, mahkemece yapılan keşif, uygulama, toplanıp değerlendirilen D.llerle belirlendiği gibi esasen bu olgunun yanlar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı, dava konusu taşınmazların ortaklığın giderilmesi davasına konu olduğu, sulh mahkemesinden verilen ve kesinleşen hükümle çekişmeli taşınmazların 1946 yılında kazai taksime konu olduğu, taşınmazların kadastro tespitlerinin 8.6.1982 ve daha sonraki günlerde yapıldığı dosya içeriği ile belirlenmiştir. Kural olarak tarafların dayandığı tapu kayıtlarının kapsamı olan taşınmazların tapu kayıt maliki yada maliklerinin ölüm tarihinden sonra mirasçılar arasında yöntemine uygun bir paylaşmanın varlığından söz edilebilmesi için bütün kayıt maliki mirasçılarının bir araya gelerek tapuda kayıtlı ve bu kaydın kapsamı olan taşınmazları kendi aralarında pay etmeleri her bir kayıt maliki mirasçısının kendi payına düşeni aldıktan sonra tapu kaydından miras yoluyla gelen sair haklarının tümünden vazgeçmesi gerekir. Somut olayda bu olgu kazai taksim yoluyla gerçekleşmiştir. Kazai taksimin yapıldığı tarih ile tarafların dayandığı dava konusu taşınmazları kapsadığı belirlenen ve yanlar arasında bu konuda bir uyuşmazlık bulunmayan tapu kaydının iptal edilmesine ait hükmün kesinleştiği güne kadar 3402 S. Kadastro Yasasının 13/B-b maddesinde ön görülen 10 senelik süre geçmiştir. Hal böyle olunca kazai taksim yoluyla oluşan eylemli durum ve paylaşma olgusu taraflarca benimsenmiştir. Daha açık bir anlatımla dava konusu taşınmazları kapsadığı belirlenen tapu kaydının 10 senelik sürenin geçmesinden sonra iptal edilmiş olması kazai taksim yoluyla gerçekleşen paylaşma olgusunu bozmaz. Kaldı ki öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre de tapu dışı paylaşma yada kazai taksim paylaşmanın konusu tapulu taşınmazları tapusuz hale getirmez. Bu olgu dikkate alındığında dayanılan tapu kaydı yada kayıtlarının iptal edilmesi davacı yararına hukuksal sonuç doğurmaz. Nitekim, kazai taksim yoluyla gerçekleşen eylemli durum yanlar arasında bozulmamış, her bir mirasçının kazai taksim sonucu kendi miras payına isabet eden taşınmaz yada taşınmazlarda tasarruf ettiği dosya içeriği ile belirlenmiştir. Kaldı ki davacı taraf adına kazai taksim sonucu miras payı karşılığında isabet eden taşınmazların kadastro tespitleri kesinleşmiş sair mirasçılar tarafından dava açılmaksızın 3402 S. Kanunun 12. maddesi hükmünde sözü edilen 10 senelik hakdüşürücü süre de geçmiştir.
Hal böyle olunca davacı tarafın dava açmakta kötü niyetli olduğunun kabulü gerekir. Kural olarak herkes haklarını kullanmakta, borçlarını ifada iyi niyet kurallarına uymakla zorunludur. Öte yandan kanun koyucunun hakkın kötüye kullanılmasını korumayacağı kuşkusuz ve tartışmasızdır. Dosya içeriğine göre davalılardan Z. Zeytin'in 46 parsel sayılı taşınmazdaki 1/2 payına yöneltilen davayı yöntemine uygun biçimde kabul etmiştir. Kural olarak feragat kabul gibi irade beyanları yöntemine uygun biçimde belgelendirilmiş olmak koşulu ile kesin hükmün tüm sonuçlarını doğurur. Mahkemece bu olgular dikkate alınarak yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığından davacının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA peşin alınan ilam harcının mahsubu ile geriye kalan 6.140.000 TL ilam harcının davacıdan alınmasına, 26.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy