(3402 S. K. m. 20) (1086 S. K. m. 45)
Dava: Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı Ayşe H. ile davalılardan Yusuf K. ve H. B. tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 68 ada 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51 ve 52 parsel sayılı sırası ile 19817 m2, 19623 m2, 19490 m2, 18126 m2, 20077 m2, 19977 m2, 19858 m2 ve 20114 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak yine sırası ile davalılar Ayşe Çoban, Yusuf K., H. B., Durdu K., Hasan Hüseyin K., Abdullah K., Mustafa K. ve Ali K. adlarına 48 parsel sayılı 5979 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ise ham toprak niteliği ile hazine adına tesbit edilmiştir. Ali Gülşen ve İbrahim Özgen tapu kaydına, miras yolu ile gelen hakka, Ayşe H., Fatma Y. ve Feride S. başka bir tapu kaydına ve miras yolu ile gelen hakka dayanarak, Hazine ise 48 parsel sayılı taşınmaz dışında kalan parsellerin devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu öne sürerek itiraz etmişlerdir. Kadastro komisyonunca hazine dışında kalan muterizlerin itirazlarının reddine, hazinenin itirazının kısmen kabulüne, kısmen reddine, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51 ve 52 parsel sayılı taşınmazların sırası ile 17805 m2, 15461 m2, 14595 m2, 13768 m2, 14992 m2, 15101 m2, 15076 m2 ve 15696 m2 yüzölçümleri ile tesbit malikleri adına tespitine, sözü edilen parsellerden ifraz edilen sırası ile 2012 m2, 4162 m2, 4895 m2, 4358 m2, 5085 m2, 4878 m2, 4782 m2 ve 4418 m2 yüzölçümündeki taşınmazların yine sırası ile 104, 103, 102, 101, 100, 99, 98 ve 97 parsel sayılı taşınmazlar davalı hazine adına ve 48 parsel sayılı taşınmazında tespitinde olduğu şekilde davalı Hazine adına tespitine karar verilmiştir. Davacılar Feride S., Fatma Y. ve Ayşe H. tapu kaydına dayanarak tüm taşınmazların kadastro tespitlerinin iptali ve mirasçılık belgesi uyarınca tapu kayıt maliki mirasçıları adına tescili istemi ile ayrı ayrı dava açmışlardır. Mahkemece davalar birleştirilerek yapılan yargılama sonunda davaların reddine, taşınmazların komisyon kararında olduğu şekilde tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Ayşe H. ile davalılardan Yusuf K. ve H. B. tarafından temyiz edilmiştir.
1- Hükmü temyiz eden Davalı Yusuf K. ve H. B. aleyhlerindeki kadastro komisyon kararına karşı yasal süresinde dava açmamışlar, davacılar tarafından açılan ve görülmekte olan bu davaya da usulün 53 ve 474.maddesi hükmü uyarınca yöntemine uygun şekilde katılmamışlardır. Hal böyle olunca adı geçenlerin kadastro komisyon kararına karşı bir davalarının bulunmadığı tartışmasızdır. Öğretide ve uygulamada yerleşik görüşe göre davanın gerçek tarafı olmak ve hukuki yararı bulunmak koşuluyla bir hükmü davanın gerçek taraflarının temyiz etmesi mümkündür. Açıklanan nedenlerle dava açmadıkları belirlenen davalı H. B. ve Yusuf K.'in hükmü temyizde hukuksal yararları bulunmadığından temyiz inceleme isteklerinin REDDİNE,
2- Davacı Ayşe H.'nin temyiz itirazlarına gelince: Kural olarak davada taraf koşulunun oluşturulması zorunludur. Taraf koşulunun oluşturulmamış olması ise başlı başına bozma nedenidir. Dosya içeriğine göre davacı Fatma Y.'un ölü olduğu saptanmıştır. Ne var ki adı geçenin tüm mirasçılarını gösterecek biçimde ilgili Nüfus Müdürlüğünden onaylı nüfus kayıt örnekleri getirtilip incelenmemiş, Feride mirasçısı olduğu ve yurt dışında Almanya'da bulunduğu belirlenen F.'a da dava dilekçesi ve duruşma günü yöntemine uygun şekilde tebliğ edilmemiştir. Öncelikle davacı Fatma Y.'un tüm yasal mirasçılarını gösterecek şekilde dosyaya gelen karşılık yazı göz önüne alınarak Silifke Nüfus Müdürlüğünden onaylı nüfus aile tablosu getirtilmeli, kimlikleri bu yolla tebliğe elverişli adresleri zabıta aracılığı ile belirlenmeli, daha sonra Fatma Y. mirasçılarının tümü ile Feride mirasçısı F.'a dava dilekçesi ve duruşma günü 7201 Sayılı Tebligat Kanunu ve Nizamnamesi uyarınca yöntemine uygun biçimde tebliğ edilmeli, bu yolla husumet yaygınlaştırılarak taraf koşulu yöntemine uygun şekilde oluşturulmalı, duruşmaya geldiklerinde adı geçenlerden davaya karşı diyecekleri delilleri sorulup saptanmalı, gösterecekleri deliller toplanmalıdır.
Mahkemece bu olguların gözardı edilmesi isabetsiz olduğu gibi; adı geçen davacı tapu kaydına ve miras yoluyla gelen hakka dayanarak kadastro komisyon kararına karşı yasal süresinde dava açmıştır.
Mahkemece davaların reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma, soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir. Davacı taraf Şubat 1323 tarih 86 sayılı yoklama kaydına dayanmıştır. Yoklama kaydının onaylı olup olmadığı, bu nedenle tapu kaydı niteliğinde bir kayıt ve belge sayılıp sayılmayacağı yönü üzerinde durulmadığı gibi sözü edilen yoklama kaydının onaylı olmasa bile intikal görmesi halinde kaydın tapu kaydı niteliğinde bir belge sayılacağı da gözardı edilmiştir. Öte yandan mahkemece yapılan keşif ve uygulama da yetersizdir. Gerçekten dayanılan kayıtta tarif edilen sınır yerleri uzman bilirkişi tarafından düzenlenen haritada yöntemine uygun biçimde gösterilmediğinden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan vermeyen harita ve eki rapor yetersiz olduğu gibi uygulamada yerel bilirkişi ve gerektiğinde tanık dinlenmemiş olmasının nedenleri de hüküm yerinde gerekçeleri ile açıklanıp tartışılmamıştır. Böylesine yetersiz sağlıksız araştırma ve soruşturma ile hüküm kurulamaz.
O halde saptanan dava niteliği dikkate alındığında sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle davacı tarafın tutunduğu Şubat 1323 tarih 86 sayılı yoklama kaydının onaylı olup olmadığı Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden ayrı ayrı sorulup saptanmalı, sözü edilen yoklama kaydı onaylı yada intikal görmüşse tapu kaydı niteliğinde bir belge olduğu göz önüne alınarak ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden istenmeli, bundan sonra davacı tarafın tutunduğu tapu kaydının dava dışı başka taşınmaz yada taşınmazlara revizyon görüp görmediği, Tapu Sicil Müdürlüğünden ve Kadastro Müdürlüğünden ayrı ayrı sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise dava konusu taşınmazlarla birlikte revizyon gördüğü dava dışı taşınmazları ve bu taşınmazlara dıştan komşu taşınmazları da bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları getirtilmeli, dayanılan kaydın dava dışı başka taşınmazlara revizyon gördüğü ve davalı olduğu saptandığı takdirde usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirilip birleştirilmeyeceği yönü üzerinde durulmalı, vurgulanan bu olgunun dava ekonomisi ve kaydın kapsamının sağlıklı biçimde belirlenebilmesi için zorunlu olduğu özellikle dikkate alınmalı, bundan sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi, tutanak bilirkişilerinin tümü, tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi hükmü uyarınca dayanılan tapu kaydı yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı, uygulamada kaydın revizyon gördüğü dava dışı taşınmazlar özellikle göz önünde tutulmalı, kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman bilirkişiye kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, uygulamaya ilişkin yerel bilirkişi ve tanık sözleri, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve dayanakları kayıtlarla denetlenmeli, sözü edilen yoklama kaydı onaysız ve intikal görmemiş ise bu kadın mülkiyet belgesi niteliğinde olmadığı zilyetlikle birleşmedikçe anılan ya da değer verilemeyeceği düşünülmeli, bu yolla dava konusu taşınmazların dayanılan kaydın kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız saptanmalı, ayrıca tutunulan kaydın tapu kaydı niteliğini kazandığı belirlendiği takdirde malik yada maliklerinin ölüm günleri dikkate alınarak sözü edilen kaydın hukuksal değerini yitirip yitirmediği incelenip irdelenmeli, hukuksal değerini yitirdiğinin saptanması halinde davacıların taşınmazlar üzerinde zilyetliklerinin bulunmadığı, davalıların taşınmazlar üzerinde tesbit gününe kadar yirmi yılı aşkın süre ile zilyet olduğu göz önüne alınmalı, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı Ayşe H.'nin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 23.06.2005 tarihinde karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy