(818 S. K. m. 62)
Dava ve Karar: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü.
Kadastro sırasında 102 ada 43 ve 45, 167 ada 13, 203 ada 24, 25, 27, 29, 51, 52 ve 53, 207 ada 1 ve 7 parsel sayılı sırasıyla 2774.26 m2, 19770.11 m2, 6152.47 m2 56.787.90 m2 27812.10 m2, 2700 m2, 5829.79 m2, 4444.03 m2 9076.73 m2, 16258.31 m2, 24200 m2 ve 9700 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar vergi kaydına, satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak 207 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ise davalı Ali Alagözyaylası ve paydaşları adına sözü edilen taşınmazlar dışında kalan diğer taşınmazlar ise davalı Dural Alagözyaylası adına ayrı ayrı tespit edilmiştir. Davacı Hasan Alagözyaylası ve paydaşları miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak taşınmazların paylaşılmadığını öne sürerek dava açmışlardır. Mahkemece davanın reddine, dava konusu 207 ada 1 parsel sayılı taşınmazın davalı Ali Alagözyaylası ve paydaşları adına diğer dava konusu taşınmazların ise davalı Dural Alagözyaylası adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazların tarafların ortak miras bırakanı 1973 yılında vefat ettiği belirlenen bu nedenlerle terekesi iştirak halinde bulunduğu saptanan Rıza'ya ait olduğu yanlar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Esasen bu olgu iddia ve savunmaya göre mahkemece toplanıp değerlendirilen deliller ve duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelerle saptanmıştır. Yanlar arasındaki uyuşmazlık ortak miras bırakan Rıza'nın ölüm gününden sonra mirasçıları arasında yöntemine uygun şekilde bir paylaşmanın yapılıp yapılmadığı yönünde toplanmıştır. Kural olarak öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan yerleşik görüşlere göre asıl olan terekenin paylaşılmamış olmasıdır. Paylaşmaya dayanan taraf bu olguyu kanıtlamakla yükümlüdür. Öte yandan kural olarak mirasçılar arasında yöntemine uygun bir paylaşmanın varlığından söz edilebilmesi için ortak miras bırakanın ölüm gününden sonra tüm mirasçılarının bir araya gelerek terekeyi kendi aralarında pay etmeleri, her bir mirasçının kendi miras payına düşeni aldıktan sonra terekedeki diğer miras haklarından vazgeçmesi gerekir. Az yukarıda sözü edilen hukuksal olguların ışığı altında somut olaya bakıldığında, paylaşmayı kanıtlamakla yükümlü olan kuşkusuz davalı taraftır. Tarafların ortak miras bırakanı Rıza'ya ait dava konusu taşınmazların Rıza'nın ölüm gününden sonra mirasçıları arasında yöntemine uygun şekilde paylaşıldığı, her bir mirasçının kendi miras payına düşeni aldıktan sonra terekedeki diğer miras haklarından vazgeçtiği, 12.9.1974 günlü miras taksim mukavelesi ve sulhname içeriği ile belirlenmiştir. Öte yandan dava konusu taşınmazlar üzerinde davacıların zilyet olmadığı, paylaşmanın yapıldığı günden taşınmazların kadastro tespitlerinin yapıldığı güne kadar davalıların aralıksız ve çekişmesiz olarak zilyet bulunduğu, yöntemine uygun paylaşma yapılmakla, mirasçılar arasında iştirakin kendiliğinden son bulduğu, her bir mirasçının birbiri karşısında üçüncü kişi durumunda bulunduğu dosya içeriği ile belirlenmiştir. Tarafların ortak miras bırakanı Rıza terekesine dahil dava dışı ve Çorum ilinde bulunan tapulu bir taşınmazda davalı Dural'ın miras payının bulunması ve bu taşınmazın ortaklığın giderilmesi davasına konu olması ve satış suretiyle şüyuunun giderilmesi sonucunda davalı Dural'ın payı karşılığı kendisine isabet eden satış bedelini almış olmasının sonuca hukuksal bir etkisi bulunmadığı, bir başka deyişle paylaşmanın bozulmasına neden olmayacağı tartışmasızdır. Kuşkusuz ilgililer koşullarının varlığı halinde davalı Dural'dan satış bedelini Borçlar Kanunu'nun 62 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca sebepsiz zenginleşme kuralları çerçevesinde isteyip, istirdat edebilirler. Mahkemece bu olgular dikkate alınarak yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığı gibi kural olarak davalar birleştirilse de bağımsızlıklarını korurlar. Bu nedenlerle her bir dava için yapılan yargılama gideri ve ondan sayılan avukatlık parasına hükmedilmiş olmasında da bir isabetsizlik bulunmadığı dikkate alındığında davacıların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 07.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy