(3402 S. K. m. 19)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı İbrahim Göl tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 108 ada 1 parsel sayılı 359.63 m2 yüzölçümündeki taşınmaz vergi kaydına, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine ve bağışa dayanılarak İbrahim Göl adına, 109 ada 1 parsel sayılı 51.24 m2 yüzölçümündeki taşınmaz miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya ve zilyetliğe dayanılarak payları oranında İbrahim Göl ve Mahir Göl adına, 130 ada 100 parsel sayılı 1447.54 m2 yüzölçümündeki taşınmaz miras yoluyla gelen hakka, zilyetliğe ve bağışa dayanılarak 1/2 payı İbrahim Göl, 1/2 payı Şaziye Aslan ve paydaşları adına tespit edilmiştir. Davacı Murat Çakır miras yoluyla gelen hakka dayanarak dava açmıştır. Davacı Emine Almalı'nın 109 ada 1 parsele yönelik miras yoluyla gelen hakka dayanarak açmış olduğu dava mahkemece birleştirilerek yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, 109 ada 1 parselin 1/2 hissesinin 2003/585-603 sayılı veraset ilamına göre Hüseyin Göl mirasçıları adına, 109 ada 1 parselin 1/2 hissesi ile 108 ada 1 ve 130 ada 100 parselin 2002/283-292 sayılı veraset ilamına göre Hasan Göl mirasçıları adına tesciline karar verilmiş; hüküm davalı İbrahim Göl tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazların tarafların ortak miras bırakanı Hasan ve Hüseyin Göl'e ait olduğu, yanlar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Esasen bu olgu mahkemece toplanıp değerlendirilen deliller ve dosya içeriği ile belirlenmiştir. Mahkemece dava konusu taşınmazların ortak miras bırakan Hasan ve Hüseyin'in ölümünden sonra mirasçıları arasında yöntemine uygun şekilde paylaşılmadığı gerekçe gösterilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma, uygulama hüküm vermeye yeterli değildir. Kural olarak mirasçılar arasında yöntemine uygun bir paylaşmanın varlığından söz edilebilmesi için ortak miras bırakanın ölüm gününden sonra tüm mirasçıların bir araya gelerek terekeyi kendi aralarında pay etmeleri, her bir mirasçının kendi miras payına düşeni aldıktan sonra terekedeki diğer miras haklarından vazgeçmeleri koşuluna bağlıdır. Asıl olan, terekenin paylaşılmamış olmasıdır. Paylaşmaya dayanan davalı taraf bu hukuksal olguyu kanıtlamakla yükümlüdür. Bilgilerine başvurulan yerel bilirkişi ve tanıkların paylaşmanın yapılıp yapılmadığına ilişkin beyanları, saik ve sebebi belli olmayan dayanaktan yoksun soyut nitelikteki sözlerden ibaret olduğu gibi, bir bölüm tanık beyanlarının içeriği dikkate alındığında paylaşma olgusunu bilmediklerini haber vermişlerdir. Sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için ortak miras bırakan Hasan ve Hüseyin Göl'ün ölüm günlerindeki terekesinin tümü tespit edilmeli, dava dışı aynı terekeye dahil başka taşınmazlar var ise bunların tespit tutanakları ve dayanakları kayıtlar varsa getirtilip incelenmeli, bu taşınmazların tespitlerin hangi hukuksal olgulara dayanılarak yapıldığı araştırılmalı, tutanaklarda paylaşma olgusuna yer verilip verilmediği incelenmeli, tespitlerinin kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeli, bundan sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yerel ve uzman bilirkişi, tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar hazır olduğu halde taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, yerel bilirkişi ve tanıklardan ortak miras bırakanların ölüm gününden sonra mirasçıları arasında yöntemine uygun şekilde bir paylaşmanın yapılıp yapılmadığı yolunda olaylara dayalı bilgi alınmalı, tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık anlatımları çeliştiği takdirde tutanak bilirkişileri taşınmazlar başında ayrı ayrı dinlenerek aykırılık giderilmeli, terekeye dahil dava dışı taşınmazlar var ise az yukarıda belirtilen hukuksal olgular dikkate alınarak bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmeli, taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç günü, süresi, sürdürülüş biçimi hakkında bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, bir yada bir bölüm mirasçının taşınmazlarda belli bir süre zilyet olmasının paylaşmanın başlı başına kesin kanıtı olamayacağı dikkate alınmalı, özellikle taşınmaz üzerine çeşme yada havuz gibi muhdesat yaptırmanın da mirasçılar arasında paylaşmanın yapıldığının kesin koşulu olmayacağı, bunlar hakkında 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 19. maddesi hükmünün uygulanacağı gözönünde tutulmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı İbrahim'in temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 11.3.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy