(3402 S. K. m. 5, 13, 30, 46/1) (1086 S. K. m. 7, 275, 365) (YHGK. 23.9.1992 T. 1992/8-428 E. 1992/484 K.)
Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 104 ada 5 parsel sayılı 25948.80 m2, aynı ada 8 parsel sayılı 4832.56 m2 yüzölçümündeki taşınmazların tespiti davalı olduklarından söz edilerek malik haneleri boş bırakılmak suretiyle yapılmıştır. Tespitten önce davacı H. Seven tarafından davalı Hazine aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapu iptali ve tescil davası görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazların tesbiti 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 5. maddesi hükmü uyarınca malikhaneleri açık bırakılmak suretiyle yapılmıştır. Tesbit gününden önce davacılar tarafından davalı Hazine aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davası görevsizlik kararıyla Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Mahkemece davalı Hazinenin yaptığı temlik ve tahsisin bir başka anlatımla temlik ve tahsise ilişkin yönetimsel işlemlerin idari yargı yerinde iptal edildiği Hukuk Genel Kurulunun 23.9.1992 gün 1992/8-428 esas 1992/484 karar sayılı ilamı dayanak gösterilerek davanın reddine karar verilmiş ise de, yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun değildir. Taşınmazları kapsadığı dosya içeriğiyle belirlenen davalı Hazinenin dayandığı tapu kaydının 4753 ve 5618 sayılı yasalar uyarınca oluşturulmuştur. Kural olarak Hazinenin 4753 ve 5618 Sayılı Yasa uyarınca bir taşınmaza ilişkin olmak üzere tapu kaydı oluşturması ve bu tapu kaydı ile taşınmazları dağıtım yoluyla tahsis ve temlik etmesi halinde taşınmazlar üzerinde Hazinenin kayda dayalı bir hakkının bulunmadığı tartışmasızdır. Bu dağıtım işlemine karşı adli yargı yerinde tapu kaydına dayanılarak dava açılması halinde davanın her zaman dinlenme olanağı vardır. Tapu kaydına dayanılmaksızın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak dava açılması halinde ise ayın davasının dinlenme olanağı yoktur. Bu durumda dava açanların dava haklarının bedele dönüştüğünün kabulü gerekir. Somut olayda davacılar tapu kaydına dayanmamışlar, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanmışlardır. Dosya içeriğine göre dava konusu taşınmazlar için oluşturulan tapu kaydı Hazine üzerindedir. Daha açık bir anlatımla Hazine tarafından üçüncü kişilere dağıtım yoluyla tahsis ve temlik edilmemiştir. Hal böyle olunca davanın dinlenme olanağı vardır. Mahkemece yapılacak iş Hazine tapusunun oluştuğu dönemden önce dava konusu taşınmazlar üzerinde davacı taraf yarına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 46/1 maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesinden ibarettir. Ne varki mahkemece yapılan araştırma, soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir. Öncelikle dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından mera tahsisinin yapılıp yapılmadığı Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, yapılmış ise mera tahsis haritası ve eki belgeler getirtilmeli, bundan sonra dava konusu taşınmaz ile sınırında komşu taşınmazları bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden istenilmeli, çekişmeli taşınmazlara dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları varsa dayanak kayıtları, davalı iseler dava dosyaları da getirtilmeli, yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yerel ve uzman bilirkişi, tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar Hazine tapusunun temelini oluşturan belirtmelik tutanağı bilirkişileri hazır olduğu halde taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, Hazinenin dayandığı tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazları kapsadığı uyuşmazlık konusu olmadığı dikkate alınarak öncelikle kadastro paftasının ölçeği ile mera tahsis haritasının ölçeği eşitlenerek yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle haritalar çakıştırılmak suretiyle yerine uygulanmalı, haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden yararlanılmalı, dava konusu taşınmazların mera tahsis kapsamında kalıp kalmadığı bu yolla belirlenmeli, çekişmeli taşınmazların mera tahsis haritasının kapsamı dışında kaldığı belirlendiği takdirde davacı taraf vergi kaydına dayanmış ise dayandığı vergi kaydı yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı, dava konusu taşınmazlar dışında başka taşınmazlara revizyon görmüş ise uygulamada bu olgu da göz önünde tutulmalı, bundan sonra Hazine tapusunun oluştuğu dönümden önce taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetlik yönünden araştırma yapılmalı, zilyetliğin başlangıç günü, süresi, sürdürülüş biçimi hakkında olaylara dayalı bilgi alınmalı, bu araştırma yapılırken belirtmelik tutanağında şagil olarak gösterilen kişiler ile taşınmazlarda zilyet olduğu belirtilen kişilerin aynı kişiler olup olmadığı belirlenmeli, belirtmelik tutanağı bilirkişileri taşınmazlar başında ayrı ayrı dinlenerek dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile belirtmelik tutanağı bilirkişilerinin beyanları arasında aykırılık varsa giderilmeli, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı gerekçeli rapor alınmalı, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsellerin tespit tutanakları ve varsa dayanakları kayıtlarla denetlenmeli, dava konusu taşınmazların mera tahsis haritasının kapsamında kaldığı belirlendiği takdirde Hazine tapusuna değer verilerek hüküm oluşturulacağı, meralar üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımayacağı dikkate alınmalı, taşınmazların mera tahsis haritası kapsamı dışında kaldığının belirlenmesi halinde zilyetliğe ilişkin toplanan ve toplanacak tüm deliller 3402 sayılı Kadastro Kanununun 5. ve aynı yasanın 30. maddesi hükümleri dikkate alınarak deliller bu çerçevede değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır. Mahkemece bu olgular gözardı edilerek somut olayda dayanağı bulunmayan gerekçelere dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi kabule göre de; kadastro hakiminin infazı mümkün doğru sicil oluşturmakla yükümlü olduğu gözardı edilerek dava reddedildiği halde dava konusu taşınmazın kim yada kimler adına tescil edildiğine ilişkin olmak üzere hüküm yerinde olumlu yada olumsuz bir karar verilmemiş olması dahi isabetsiz, davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA 29.03.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy