(3402 S. K. m. 13, 14)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 880 ve 944 parsel sayılı 231 parsel sayılı sırasıyla 21200 ve 24200 m2 yüzölçümündeki taşınmazların 1934 yılından beri Mevlüt Kaya'nın zilyetliğinde olduğu beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle taşınmazlar tapu kaydına dayanılarak ayrı ayrı davalı hazine adına tespit edilmiştir. İtirazı kadastro komisyonunca reddedilen davacı Mevlüt Kaya ve paydaşları borçlanma senedine vergi kaydına, miras yolu ile gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmışlardır. Mahkemece davanın kabulüne, taşınmazların davacı Mevlüt Kaya ve paydaşları adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece dava konusu taşınmazlar üzerinde tespit gününde adlarına tescile karar verilen zilyetleri davacılar yararına 3402 sayılı kadastro kanunun 13 ve 14 maddesi hükmünde öngörülen taşınmaz edinme koşularının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de, mahkemece yapılan araştırma soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir. Kadastro tespitine dayanak yapılan davalı hazinenin tutunduğu tapu kaydının geniş sınırlarıyla dava konusu taşınmazları kapsadığı yanlar arasında uyuşmazlık konusu olmadığı gibi esasen bu yön mahkemece toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Tespitin dayanağı davalı hazinenin tutunduğu tapu kaydının oluşma nedeni dikkate alındığında dava ve temyize konu taşınmazların öncesinin kaçak ve yitik kişilerden kanunları uyarınca hazineye kalan taşınmazlardan olduğu belirlenmiştir. Kural olarak bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresine ne olursa olsun hukukça değer taşımaz. Öte yandan bu nitelikteki taşınmazlar için oluşturulan ve mülkiyet belgesi niteliğini taşımayan vergi kaydının da hukuksal bir değeri bulunmamaktadır. Davacı taraf defter 630 sıra 26/446 sayılı hazine tarafından borçlanma yoluyla satışı yapılan arazi kayıt örneğine dayanmıştır. Sözü edilen kaydın 14.1.1926 tarih 716 sayılı yasa uyarınca yapıldığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, mahkemece sözü edilen, davacı tarafın tutunduğu, hazine tarafından Hüseyin oğlu Nasıf'a borçlanma ile satışı yapılan taşınmazlarla ilgili kayıt ve belgeler getirtilip bir başka deyişle sözü edilen arazi kayıt örneğinin dayanağı belgeler incelenmemiş gerçekten davalı hazinenin dava ve temyize konu taşınmazlar üzerinde kayda dayalı bir hakkının kalıp kalmadığının dayanılan belgenin niteliği de duraksamasız belirlenmemiştir. O halde mahkemece sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için davacı tarafın tutunduğu hazineden borçlanma ile satışı yapılan arazi kayıt örneğinin dayanağı belgeler getirtilip incelemeli, bu belge esas alınarak davacı tarafa gerçek anlamda bir tahsis ve temlik yapılıp yapılmadığı araştırılmalı gerektiğinde konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla kayıt ve belgeler üzerinde inceleme yapılmalı, uzman bilirkişiden bu konuda ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, dava ve temyize konu taşınmazların çevresinde de hazine tarafından borçlanma suretiyle aynı yönetimsel işlemlere başvurulduğu dikkate alınarak deliller bu çerçevede değerlendirilmeli, bu yolla davalı hazinenin taşınmazlar üzerinde kayda dayalı bir hakkının kalıp kalmadığı duraksamasız saptanmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın hüküm kurulması isabetsiz, davalı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 11.04.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy