(3402 S. K. m. 13, 14, 20) (1086 S. K. m. 276)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında dava ve temyize konu 103 ada 9 ila 17 parsel sayılı sırasıyla 8588.77, 21334.50, 32460.33, 12672.59, 18186.39, 11208.59, 16964.58, 13624.94 ve 14898.43 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar tapu ve vergi kayıtlarına, tapu dışı pay satışına ve miras yolu ile gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı Perihan Şahin ve paydaşları adına tespit edilmiştir. Davacı Cemil, Veyis ve Süleyman Aydın taşınmazların kendilerine miras yolu ile kaldığını taşınmazlarda zilyet bulunduklarını ileri sürerek dava açmışlardır. Mahkemece davanın reddine, taşınmazların tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacılar vekili Av. Nebahat Altun tarafından temyiz edilmiştir.
Kadastro sırasında dava ve temyize konu 9 ila 17 parsel sayılı taşınmazlar tutanaklarında belirtilen hukuksal olgulara dayanılarak davalı taraf adına tespit edilmiştir. Davacılar miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmışlardır. Mahkemece dava konusu taşınmazlar üzerinde tespit gününde adlarına tescile karar verilen zilyetleri davalılar yararına 3402 sayılı kadastro Kanununun 13 ve 14. maddesinde öngörülen mülk ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği davacıların taşınmazlar üzerinde zemini ekonomik amacına uygun biçimde kullanarak iktisap sağlayan süreye ulaşan zilyetliklerinin bulunmadığı gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir.
Bilirkişinin ne biçimde seçileceği usulün 276. maddesi hükmünde duraksamasız açıklanmış bilirkişinin en az bir, en çok üç kişi olabileceği de belirtilmiştir. Mahkemece iki yerel bilirkişi dinlenmiş, bu yanılgının nedenleri de hüküm yerinde gösterilmemiştir. Dava konusu taşınmazların bulunduğu köyün nüfusu 10 haneden ibaret iken daha sonra 7 haneyi oluşturan nüfusun göç ettiği köyde 3 hanenin kaldığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Öte yandan somut olayda tanık dinlenmemiş oluşturulan hükme ise 2 yerel bilirkişinin beyanı esas alınmış nedenleri hüküm yerinde gösterilip gerekçeleriyle tartışılmamıştır. Öte yandan taşınmazların tespitine dayanak yapılan tapu ve vergi kayıtlarının maliki ya da malikleri ile davalıların akdi, ırsi ilişkileri de yöntemine uygun biçimde belirlenmediği gibi sözü edilen kayıtlar da 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca yerine sağlıklı biçimde uygulanmamıştır.
Böylesine yetersiz sağlıksız araştırma ve soruşturma ile hüküm kurulamaz.
O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız yerel ve uzman bilirkişi tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar ile taşınmazların tespit tutanağı bilirkişilerinin tümü hazır olduğu halde taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı davalıların tutunduğu tesbite esas alınan tapu ve vergi kayıtlarının malikleri ile akdi, irsi ilişkileri saptandığı takdirde tesbite esas alınan tapu ve vergi kayıtları yöntemine uygun biçimde yerine uygulanmalı kapsamları belirlenmeli, dava konusu taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi ve taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin niteliği bir başka deyişle sürdürülen zilyetliğin aslı ya da fer'i nitelikte olup olmadığı yolunda yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, tutanak bilirkişilerinin beyanları keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların anlatımları çeliştiği takdirde tutanak bilirkişileri de taşınmazlar başında ayrı, ayrı dinlenerek aykırılık giderilmeli, bu araştırma ve soruşturma yapılırken 1980 yılına kadar taşınmazlar üzerinde davalıların zilyet olduğu 1980 yılından kadastro tespitlerinin yapıldığı 2004 yılına kadar dönüşümlü olarak davacıların taşınmazlarda zilyet olduğu dosya içeriğinden anlaşıldığına göre dönüşümlü bu eylemli durum hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan ve tutanak bilirkişilerinden ayrı ayrı bilgi alınmalı, uzman bilirkişiye dayanılan tapu ve vergi kayıtlarında tarif edilen sınır yerleri haritasında işaret ettirilmeli, taraflardan kim ya da kimlerin taşınmazların hangi kesim ya da kesimleri üzerinde zilyet oldukları saptanmalı, uzman bilirkişiye bu bölümler düzenleyeceği haritada işaret ettirilmeli, öte yandan davacıların dayandığı kira sözleşmeleri de yerine uygulanmalı, kapsamları belirlenmeli, bu nedenle taraflardan dava ve temyize konu taşınmazlar üzerinde kim yada kimlerin asli yada fer'i zilyet olduğu araştırılmalı, uygulamada vergi kaydının mülkiyet belgesi olmadığı zilyetlikle birleşmeyen vergi kaydına değer verilemeyeceği düşünülmeli, kiralayanın ücret ödeyip, ödemediği yada üründen taşınmazların maliki yada maliklerine pay verip vermediği araştırılmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz davacıların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 18.04.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy