(3402 S. K. m. 14, 17) (6831 S. K. m. 1) (1086 S. K. m. 237)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan Münevver, Sabri, İsmehan, Nevzat ve Ramazan Arıcı ile Sami ve Emine Balcı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Mahkemece dava ve temyize konusu taşınmazların tarafların kök miras bırakanı Hüseyin Balcı'ya ait olmadığı taşınmazların davacı Mustafa Balcı tarafından imar ve ihya edilerek tarla haline getirildiği, tespit gününde davacı yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi hükmü aracılığı aynı yasanın 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş isede yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Davacı taraf hakkında dava ve temyize konu taşınmazların orman sayılan yerlerden olması nedeni ile kamu davası açıldığı davacının, 6831 sayılı Yasa hükümleri uyarınca tecziye edildiği, sözü edilen Sulh Ceza Mahkemesinin 1993/310- 1993/216, 200/67, 1989/79, 1985/17 Esas sayılı dava dosyalarının dayanağı mahkumiyete ilişkin hükümlerin kesinleştiği taşınmazları kapsadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Kural olarak ceza mahkemesinden verilen mahkumiyet kararları hukuk mahkemesini bağlar. Kaldı ki dava konusu taşınmazlar hakkında daha önce Asliye Hukuk Mahkemesine açılan elatmanın önlenmesi davası sonucunda oluşan ve 10.11.2000 günlü 1999/698 2000/555 E.K. sayılı hükümle de dava konusu taşınmazların tarafların kök miras bırakanı Hüseyin'den kaldığı ve paylaşılmadığı sözü edilen ilamların içeriği niteliği ve kapsamı ile mahkemece yapılan keşif, uygulama, toplanıp değerlendirilen deliller ve dairece aynı gün temyiz incelemesi yapılan Serik Kadastro Mahkemesinin 2003/378-2004/152 E-K sayılı dava dosya kapsamı ile belirlenmiştir. Hal böyle olunca davacı tarafın dava konusu taşınmazların ortak miras bırakanları Hüseyin'den kalmadığı kendisi tarafından imar ve ihya edildiği yolundaki iddiasının yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. Kural olarak taraflar arasında koşulları usulün 237. maddesi hükmünde öngörülen biçimde kesin hükmün varlığı halinde aynı taşınmaz yada taşınmazlara ilişkin sonraki günlü uyuşmazlıkların önceki günlü kesin hükme göre çözümlenmesi zorunludur. Kesin hüküm yargılamanın her aşamasında istek olmasa bile mahkemece resen gözetilmesi gerekli olumsuz dava koşullarındandır. Öte yandan kesin hükmün akdi ve irsi haleflerini bağlayacağı kuşkusuzdur. Bir an için taraflar arasında kesin hüküm olmasa bile sözü edilen ilam güçlü delil niteliğindedir. Kuşkusuz güçlü delilin aksi daha güçlü delille kanıtlanabilir ise de somut olayda bu olgu bir başka deyişle güçlü delilin aksi kanıtlanamamıştır.
Sonuç: Mahkemece, saptanan bu hukuksal olgular dikkate alınarak davanın reddine, dava konusu taşınmazların tespit gibi tesciline karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsiz, davalı Münevver, Sabri, İsmihan, Nevzat Arıcı ile Sami ve Emine Balcı'nın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA,11.4.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy