(3402 S. K. m. 12)
Kadastro tespitine dayalı olarak oluşan tapu kaydının iptali istemiyle açılan davada mahkemece verilen kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı H. O. tarafından istenilmekle temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü;
Dava ve temyize konu 150 ada 17 parsel sayılı 125000 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı H. Ö. adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı başka tapu kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, dava konusu 150 ada 17 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaline davacı H. K. adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı H. O. tarafından temyiz edilmiştir.
İddia ve savunmaya mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere göre dava niteliği ve içeriği itibariyle 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 12. maddesi hükmüne dayalı kesinleşen kadastroya karşı açılan dava olup tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davanın davacının vekili Avukat M. A. aracılığıyla 1.9.2000 gününde açıldığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Kural olarak öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre dava, kişisel bir hakkı ihlal edildiği kanısına varan kişinin yargı yerinden koruma istemesini içeren bir taleptir. Ergin ve temyiz kudretini haiz olmak koşuluyla gerçek kişi yada kişilerin bizzat, tüzel kişilerin ise yetkili organları veya yetkili organlar tarafından kendisine temsil yetkisi verilen dava açabileceği gibi, davada adı geçenlerin kendilerini vekille de temsil ettirebilecekleri kuşkusuzdur. Öte yandan her davanın açıldığı gündeki koşullara göre (istima kabiliyeti) dinlenme olanağı bulunup bulunmadığının mahkemece takdir ve tespit edileceği de kuşkusuzdur.
Az yukarıda saptanan hukuksal olguların ışığı altında somut olaya bakıldığında, davacı H. K. adına vekili olduğundan söz ederek dava açan Avukat M. A. ' nın dosyaya ibraz ettiği 6.1.1993 günlü vekaletnamenin fotokopi örneğinin içeriğine göre genel vekaletname olmayıp, resimli özel vekaletname olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; davanın açıldığı günde adı geçen vekilin genel vekaletnamesinin bulunmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Saptanan bu olgular karşısında davacı vekili Av. M. A. 'nın dosyaya ibraz ettiği 6.1.1993 günlü vekaletnamenin onaylı fotokopi örneğinin niteliği içeriği ve kapsamı dikkate alındığında, adı geçen vekilin müvekkili davacı asili davada temsil yetkisinin bulunmadığının kabulü gerekir.
Mahkemece bu olgu göz önünde tutularak, davacı vekili olduğundan söz ederek yargılamaya gelen Avukat M. A. 'ya genel vekaletnamesini ibraz etmesi için yargı çevresinin bulunduğu yer ile vekalet verecek davacı asilin yargı çevresi dışında bulunduğu yerde göz önüne alınarak makul bir önel verilmeli, adı geçen vekilin genel vekaletnamesinin aslını yada onaylı örneğini ibraz ettiği takdirde ibraz edilen bu vekaletnamenin davaya icazet anlamına geleceği düşünülmeli, bundan sonra iddia ve savunma doğrultusunda toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece bu olgu göz ardı edilerek işin esası hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre de sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 22.4.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy