(3402 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan Yalçın Özbek vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 851 parsel sayılı 44100m2 yüzölçümündeki taşınmaz, vergi kaydına, miras yolu ile gelen hakka, pay satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı Cemal, Zikri, Naşit Yalçın ve Yaşar Özbek adlarına tesbit edilmiştir. Davacı hazine tapu kaydına, Vesile Özbek ise, miras yolu ile gelen hakka dayanarak itiraz etmek suretiyle dava açmışlardır. Mahkemece davacı Vesile'nin davasının reddine, hazinenin davasının kabulüne, taşınmazın davacı hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalılardan Yalçın Özbek vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı hazinenin tutunduğu 27.5.1942 tarih 18, 19 sayılı tapu kayıtlarının dava konusu 851 parsel sayılı taşınmazı kapsamadığı, hazinenin dayandığı tapu kayıtlarının dava konusu taşınmaza batıda komşu 853 parsel sayılı taşınmazı kapsamadığı hazinenin açtığı dava sonucunda verilen ve kesinleşen hüküm ve güçlü delil niteliğindeki bu olgu ile belirlenmiştir. Mahkemece taşınmaz üzerinde tesbit gününde davalılar yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşmediği hazinenin tutunduğu tapu kayıtlarının dava konusu taşımazı kapsamadığı gerekçe gösterilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de yerel mahkemece yapılan araştırma soruşturma hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Davacı hazinenin tutunduğu tapu kayıtlarında tarif edilen sınır yerleri az yukarıda açıklanan hukuksal olgular dikkate alındığında daha açık bir anlatımla sözü edilen tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazı kapsamadığı kaldı ki bu olgunun dava konusu taşınmaza batıda komşu 853 parsel sayılı taşınmaza yönelik olarak açılan dava sonucunda oluşturulan ve kesinleşen ve güçlü delil niteliğindeki hükümle de belirlenmiştir. Somut olayda güçlü delilin aksi daha güçlü bir delille kanıtlanmamıştır. Öte yandan kadastro tesbitine dayanak yapılan davalıların dayandığı vergi kaydının da dava konusu taşınmaza ait olmadığı dosya içeriği ile komşu taşınmazların tesbit tutanağı içeriği ve dayanakları belgelerle saptanmıştır. Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre vergi kaydı mülkiyet belgesi değildir. Zilyetlikle birleşmeyen vergi kaydına da değer verilmesi olanaksızdır. Ne var ki hükme dayanak yapılan keşifte dinlenen 1337 doğumlu olduğu duruşma tutanağına yansıyan yerel bilirkişinin anlatımları dikkate alındığında yerel mahkemenin vardığı sonuç ve zilyetliğe ilişkin gerekçesi dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Yerel bilirkişinin anlatımı, tesbit tarihi ve keşfin yapıldığı tarih ile yerel bilirkişinin doğum tarihi esas alınarak davalıların taşınmaz üzerinde tesbit gününe kadar iktisap sağlayan süreye ulaşan 20 yıllık zilyetliğinin bulunduğunun duraksamasız belirlemesi gerekir. Hal böyle olunca sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için taraflardan, yöreyi iyi bilen, elverdiğince yaşlı, yansız, tanıklık yapabilecek kişileri belirleyip mahkemeye bu doğrultuda tanık listelerini ibraz etmeleri için önel verilmeli, ya da bu konuda mahkemece resen tanıklık yapabilecek kişiler belirlenmeli, tesbit tutanağı bilirkişilerinin nüfus kayıt örnekleri getirtilmeli, vefat edenler varsa bu yolla fiili imkansızlık belgelendirilmeli, taraf tanıkları ile sağ oldukları belirlenen tesbit tutanağı bilirkişileri de hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı tanıklardan ve tesbit tutanağı bilirkişilerinden, davalıların ve miras bırakanlarının taşınmaz üzerinde sürdürdükleri zilyetliğin başlangıç günü süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında olaylara dayalı bilgi alınmalı, tanıkların ve tesbit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi beyanları arasında çelişki olduğu takdirde çelişki giderilmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Sonuç: Mahkemece bu olgular gözardı edilerek eksik araştırma ve soruşturma ile hüküm kurulması isabetsiz, davalı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 23.06.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy