(3402 S. K. m. 16, 19)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı ile davaya katılan tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 106 ada 1 parsel sayılı 1244.81 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kesinleşmiş mahkeme kararına dayanılarak ve taşınmaz üzerindeki iki katlı kargir binanın Y. Akçaalan'a ait olduğu, tutanağın beyanlar hanesinde gösterilerek mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilmiştir. Davacı Y. Akçaalan tapu kaydına, miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. B. Akçaalan tespitten sonra doğan hakka dayanarak davaya katılmıştır. Mahkemece usule ilişkin Yargıtay bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda; katılan davacının davası hakkında mahkemenin görevsizliğine, davacının davasının reddine; taşınmazın kadastro tespiti gibi tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm davacı ile davaya katılan tarafından temyiz edilmiştir.
Kadastro sırasında, dava ve temyize konu 106 ada 1 parsel sayılı taşınmaz, tutanağında belirtilen hukuksal nedenlere dayanılarak 3402 sayılı Kadastro Kanunun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilmiştir. Taşınmaz üzerindeki muhdesatın Y. Akçaalan'a ait olduğu tutanağın beyanlar hanesinde gösterilmiştir. Aynı taşınmaz hakkında daha önce Asliye mahkemesinden verilen 17.12.1969 gün 1969/103-610 E-K sayılı hükmün 23.12.1970 gününde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Sözü edilen kesinleşen hüküm, görülmekte olan bu dava yönünden, koşulları, usulün 237. maddesi hükmünde açıklanan biçimde kesin hüküm oluşturmasa bile, güçlü delil niteliğindedir. Kuşkusuz güçlü delilin aksi, daha güçlü delillerle kanıtlanabilir ise de, somut olayda, güçlü delilin aksi, daha güçlü bir delille kanıtlanmamıştır. Hal böyle olunca dava konusu taşınmazın kamu malı niteliğinde mera olduğunun kabulü gerekir. Kural olarak meralar üzerinde 3402 sayılı Kadastro Kanunun 19. maddesi hükmünün uygulama yeri bulunmamaktadır. Öte yandan bu nitelikteki taşınmazlar, tescile tabi olmayıp sınırlandırılmakla yetinilmesi gerekir.
Ne var ki, hüküm davacı ile katılan davacı tarafından temyiz edilmiştir. Tespitte saptanan hukuksal olgu ile bir kimsenin kendi açtığı davası ile evvelce kendisine verileni de geri alacak biçimde aleyhine hüküm oluşturulamayacağı hukukun temel kurallarındandır. Öte yandan, tespitten sonra, doğan haklarla ilgili uyuşmazlıkların, kadastro mahkemesinde çözümlenmesi olanaksız, genel mahkemede çözümlenmesi zorunludur. Gerçekten, tespitten sonra doğan haklar yenilik doğurucu haklara ilişkindir. Az yukarıda saptanan hukuksal olgulara göre, davacı Yakup'un sair temyiz itirazları, katılan davacı Bayram'ın ise tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Sonuç: Mahkemece kamu malı niteliğindeki meraların tescile tabi olmadığı dikkate alınarak dava konusu taşınmazın mera niteliğiyle sınırlandırılmakla yetinilmesine karar verilmesi gerekirken, kadastro tespiti gibi tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş olması isabetsiz ise de, yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirmediğinden, hüküm fıkrasının (3) numaralı bendinin hüküm yerinden çıkarılmasına, yerine dava konusu 106 ada 1 parsel sayılı 1244.81 m2 yüzölçümündeki taşınmazın 3402 sayılı Kadastro Kanunun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmasına sözlerinin yazılmasına hükmün düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA, hüküm düzeltilerek onandığından ilam harcı alınmasına yer olmadığına, 10.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy