(3402 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Mahkemece, dava ve temyize konu 167 ada 37, 174 ada 57 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde tespit gününde adlarına tescile karar verilen zilyetleri yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de mahkemece yapılan araştırma, soruşturma, hüküm vermeye yeterli değildir. Kadastro tespitinde saptanan hukuksal olgular dikkate alınarak tutanak bilirkişilerinin tümü dinlenmemiş, tutanak bilirkişilerinden yalnızca F. dinlenmiş, diğer tutanak bilirkişilerinin dinlenmemiş olmasının nedenleri hüküm yerinde irdelenip tartışılmamıştır. Öte yandan uzman ziraatçi bilirkişi raporu ile yerel bilirkişi ve tanık anlatımlarına göre dava ve temyize konu taşınmazlar üzerinde 15 yıldır kimsenin zilyet olmadığını, adlarına tescile karar verilen davalıların taşınmazları terk ettiklerini haber verdikleri halde mahkemece iradi terkin somut olayda söz konusu olup olmadığı yöntemine göre araştırılmamış, mahkemece somut olayda iradi terkin olmadığı kabul edilmiştir.
Kural olarak, bir taşınmaz ya da taşınmazlar, ya iradi olarak terk edilir ya da istek ve irade dışında mücbir sebep nedenleriyle terk edilir. Bir taşınmazın mücbir sebep nedeniyle terk edildiğinin kabul için taşınmazın bulunduğu bölgede örneğin deprem, yangın, su basması, heyelan gibi doğal afetlerin meydana gelmesi gerekir. Bunun dışındaki terk iradesi kişinin kendi isteğiyle gerçekleşir. Somut olayda terkin gerçek niteliği araştırılıp soruşturulmamıştır. Taşınmazın bulunduğu bölgede zilyet ya da zilyetlerin ikamet etmemiş olması taşınmazın terk edildiği anlamına gelmez ise de taşınmazı terk etmediğini öne süren gerçek ya da tüzel kişilerin taşınmaz ya da taşınmazları ortakçıya, yarıcıya verebilecekleri gibi harici alemle ilişkisini kesmek için taşınmazın etrafını duvar, çit ya da tel örgü gibi yapay sınır yerleriyle çevirebilmeleri olanak dahilindedir.
Mahkemece bu olgular göz önüne alınarak iradi terkin varlığı ya da yokluğu konusunda yeterli bir araştırma ve soruşturma yapılmamıştır. O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle taşınmazların bulunduğu bölgede doğal afet meydana gelip gelmediği ilgili mercilerden sorulup saptanmalı, daha sonra F. dışında kalan tespit tutanağı bilirkişileri ve hükme dayanak yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar hazır olduğu halde taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, dinlenmeyen tutanak bilirkişileri tespitte saptanan hukuksal olgu dikkate alınarak taşınmazlar başında ayrı ayrı dinlenmeli, hükme dayanak yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile tutanak bilirkişilerinin beyanları arasındaki aykırılık giderilmeli, bundan sonra hükme dayanak yapılan önceki günlü keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklardan terkin iradi olup olmadığı yolunda az yukarıda açıklanan hukuksal olguların ışığı ve eşliğinde ayrıntılı olaylara dayalı bilgi alınmalı, ayrıca yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, bu bilgiler, uzman ziraatçi bilirkişi raporunda açıklanan fiziksel olgular eşliğinde değerlendirilmeli, bundan sonra davanın dayanağını oluşturan 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmünde aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden bir gerçek ya da tüzel kişinin zilyetlik yoluyla edinebileceği toplam taşınmaz miktarının sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüm olabileceği dikkate alınarak Hazine dışındaki tarafların ve miras bırakanlarının açık kimliğinden söz edilerek aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden zilyetlik yoluyla adlarına başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediğinin Kadastro Müdürlüğü, Tapu Sicil Müdürlüğü Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğü'nden ayrı ayrı sorulup saptanması, taşınmazların yüzölçümünün göz önünde tutulması, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken bu olgular göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz,
Sonuç: Davalı Hazine'nin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 06.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy