(3402 S. K. m. 20)
Dava: Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı-davalı İ. İri tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: İddia ve savunmaya duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere göre dava niteliği ve içeriği itibariyle ortak sınıra ilişkindir. Ne var ki, davada yöntemine uygun biçimde taraf koşulu oluşturulmadığı gibi, saptanan dava niteliği dikkate alındığında dayanılan tapu kayıtlarının yerine uygulanmasına ilişkin araştırma ve soruşturma da yetersizdir. Gerçekten dayanılan tapu kayıtlarının uygulamasına ilişkin yerel bilirkişi sözleri soyut nitelikte gerekçesiz sözlerden ibaret olduğu gibi, uzman bilirkişiler tarafından düzenlenen haritada tapu kayıtlarında tarif edilen sınır yerleri yöntemine uygun şekilde gösterilmediğinden keşfi izlemeye bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan vermeyen harita ve eki rapor da yetersizdir. Böylesine yetersiz ve sağlıksız bir araştırma ile hüküm kurulamaz.
Dava ve temyize konu 36,37,38,39, ve 40 parsel sayılı taşınmazların 3402 sayılı Kadastro Kanununun 5. maddesi hükmü uyarınca malik hanelerinin açık bırakılmak suretiyle tesbit edildiği kadastro tesbit gününden önce 25.2.1982 tarihinde asliye mahkemesine davacı M. Yamanoğlu ve A. Özbey tarafından davalı orman idaresi İ. Lafçı ve Belediye Tüzel kişiliği aleyhine açılan tapu kaydının yüzölçümünün düzeltilmesine ilişkin ve İ. Lafçı'nın da taraf olduğu davanın 1982/35-1999/1 E.K. sayılı ilamla hükme bağlanarak, 22.1.1991 gününde, usulün 409. maddesi hükmü uyarınca yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Dava ve temyize konu taşınmazların, 22.10.1986 gününde tesbit tutanaklarının düzenlendiği, bu nedenle genel mahkemenin görevinin kendiliğinden son bulduğu dikkate alındığında az yukarıda sözü edilen davanın, görevsizlik kararı ile kadastro mahkemesine aktarılması zorunludur. Yanılgı ile sözü edilen davanın usulün 409. maddesi hükmü uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiş olmasının yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. Sözü edilen karar yok hükmündedir. Bu olgular ile 3402 sayılı Kadastro Kanununun 5. maddesi hükmü dikkate alındığında sözü edilen, davanın taraflarının da bu davada taraf olması zorunludur. Ne var ki, az yukarıda niteliği ve sonucu açıklanan davanın, taraflarından orman idaresinin davada taraf olmadığı anlaşılmaktadır. Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre, taraf koşulunun oluşturulmamış olması başlı başına bozma nedenidir. O halde, öncelikle orman idaresine görevsizlik kararı ile aktarılan davalar ile az yukarıda tarafları ve niteliği açıklanan davanın, dayanağı dava dilekçesi 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Nizamnamesi uyarınca yöntemine uygun şekilde tebliğ edilmeli, husumet yaygınlaştırılarak, bu yolla, davada, taraf koşulu oluşturulmalı, yargılamaya geldiğinde orman idaresinden, davaya karşı diyecekleri, delilleri sorulup saptanmalı, gösterecekleri deliller toplanmalıdır.
Öte yandan davada, Mart 1309 tarih 15 sayılı kök tapu kaydı ile kök tapu kaydından ifraz yoluyla oluşan müfrez tapu kayıtlarına dayanılmıştır. Ne var ki, ifraz yoluyla oluşan, müfrez tapu kayıtlarının dayanağı kök tapu kaydı dava dosyasına getirtilmemiştir. O halde az yukarıda vurgulandığı gibi davada taraf koşulu oluşturulduktan sonra, dayanılan ifraz yoluyla oluşan tapu kayıtlarının dayanağı Mart 1309 tarih 15 sayılı kök tapu kaydı ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleriyle birlikte Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden getirtilmeli, 30 günlük askı ilanlarının yapıldığı dikkate alınarak yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi, harita yüksek mühendisi, harita mühendisi ya da tapu fen memuru, tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar, hazır olduğu halde, taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, öncelikle dayanılan ifraz yoluyla oluşan müfrez tapu kayıtlarının, temelini oluşturan Mart 1309 tarih 15 sayılı tapu kaydı yerel bilirkişi yardımı uzman bilirkişi eliyle 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca yöntemine uygun şekilde yerine uygulanmalı, bu yolla öncelikle kök tapu kaydının kapsamı, duraksamaya meydan vermeyecek şekilde belirlenmeli, kök tapu kaydında tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde, taraflara, bu konuda tanık dinletme olanağı sağlanmalı, daha sonra, ifraz yoluyla oluşan müfrez tapu kayıtlarının dayanağı haritaların ölçekleri ile kadastro paftasının ölçeği eşitlenerek yerel bilirkişi yardımı uzman bilirkişi eliyle, çakıştırılmak suretiyle yerine uygulanmalı, uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal ya da yapay sınır yerlerinden yararlanılmalı, bu yolla ifraz yoluyla oluşan müfrez tapu kayıtlarının kapsamı da sağlıklı biçimde belirlenmeli, bu belirleme yapılırken ifraz yoluyla oluşan müfrez tapu kayıtlarının kapsamının kök tapu kaydı kapsamında aranmasının zorunlu olduğu özellikle dikkate alınmalı, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, dayanılan kök tapu kaydının kapsamı dışında kalan taşınmaz ya da taşınmaz bölümleri var ise, bu kesimlerle ilgili olarak yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, bu araştırma yapılırken zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Sonuç: Mahkemece davada yöntemine uygun biçimde taraf koşulu oluşturulmadan dayanılan tapu kayıtları az yukarıda açıklandığı biçimde yerine uygulanmaksızın, açık bir anlatımla böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı, şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi uzman bilirkişinin haritalı raporunda G harfi ile işaretli bölümün, çıkmaz sokak olduğu sözü edilen kesim hakkında tutanak düzenlenmediği göz önünde tutularak tutanağı düzenlenmeyen bu bölüme ilişkin dava hakkında görevsizlik kararı verilmesi gerekirken bu olgununda göz ardı edilmesi isabetsiz, davacı - davalı İ. İri'nin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 25.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy