(1136 S. K. m. 164)
Dava: Kadastro tespitine dayalı olarak oluşan tapu kaydının iptali istemi ile açılan davada mahkemece verilen kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 57, 58, 59, 60, 61, 65, 66, 67 ve 68 parsel sayılı sırasıyla 340.125 m2, 3.446.375 m2, 649.500 m2, 1.230.250 m2, 1.258.625 m2, 304.750 m2, 728.625 m2, 3.553.000 m2 ve 1.320.000 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı Fevzi C. ve arkadaşları adına paylı olarak ayrı ayrı tesbit edilmiştir. Kadastro tesbitleri 29.8.2003 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı Hasan H. ve arkadaşları tapu kayıtlarına miras yoluyla gelen hakka dayanarak dava konusu taşınmazların kadastroca oluşan tapu kayıtlarının iptali taşınmazların kendi adlarına tescili istemiyle dava açmışlardır. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
İddia ve savunmaya, mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere göre dava niteliği ve içeriği itibariyle 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesi hükmüne dayalı kesinleşen kadastroya karşı açılan dava niteliğindedir.
Davacılar R. Ahir 1286 tarih Daimi 16 Varak, 10 ve 11 sayılı sicilden gelen Eylül 1289 tarih 1 ve 6 sayılı sicillerin tedavülüyle oluşan Aralık 1949 tarih 138 ve 139 sayılı Bezioğlu Sino, Ömer ve Bekir kızı Esma adına oluşan tapu kayıtlarına dayanmışlardır.
Az yukarıda kimlikleri belirlenen tapu kayıt maliklerinden Sino'nun 1945 tarihinde Bekir kızı Esma'nın 1.1.1959 tarihinde, vefat ettikleri nüfus kayıt örneklerinden nüfus sicillerinde kaydına rastlanamayan Ömer'in ise 50-60 yıl önce öldüğü dosya içeriği ile belirlenmiştir. Sözü edilen Aralık 1949 tarih 138 ve 139 sayılı tapu kayıtlarının intikal görmediği, öldükleri belirlenen tapu kayıtları malikleri ve mirasçılarının dava ve temyize konu taşınmazlarda zilyet olmadığı, taşınmazlar üzerinde 20 yılı aşkın süre ile davacılar karşısında üçüncü kişi durumunda oldukları belirlenen davalıların zilyet olduğu mahkemece yapılan keşif, uygulama, toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Hal böyle olunca davacıların tutunduğu tapu kayıtlarının davalılar yararına hukuksal değerini yitirdiğinin kabulü gerekir. Bir başka deyişle somut olayda davalılar yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13/B-c maddesi hükmünde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiğinin kabulü gerekir.
Öte yandan davalılar, yargılama sırasında davacıların tutunduğu tapu kayıtlarının sahte olması nedeniyle iptal edildiğini savunmuşlardır. Bu konuya ilişkin olarak gerçekten genel mahkemede dava açıldığı, açılan davaların hükme bağlandığı, 23.6.1950 gün 1950/7-16 E-K sayılı ve 15.6.1973 gün 1968/34-1973/41 E-K sayılı ilamların dayanağı dava dosyalarının bulunamadığı mahkeme karar kartonundan getirtilen karar örneklerinde ise sözü edilen ilamların kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamamaktadır. İlamların kapsam ve içeriğine göre davacıların dayandığı tapu kayıtlarının sahte olması nedeniyle iptaline karar verildiği de anlaşılmaktadır. Sözü edilen ilamların kesinleşip kesinleşmediği belirlenememiş ise de az yukarıda açıklandığı üzere davacıların tutunduğu tapu kayıtlarının hukuksal değerini yitirdiği dikkate alındığında dayanılan ilamların kesinleşip kesinleşmemiş olması sonuca etkili değildir. Mahkemece az yukarıda açıklanan hukuksal olgular dikkate alınarak yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığından davacıların yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
Davacıların yargılama giderinden sayılan avukatlık parasına yönelik hükme dayanan temyiz itirazlarına gelince; Davalı taraf dava dilekçesinde bildirilen dava değerine itiraz etmiştir. Mahkemece keşifte gerçek dava değeri saptanmış ise de, davalı taraf keşifte saptanan dava değerine göre noksan harcı yöntemine uygun şekilde ikmal etmemiş açık bir anlatımla mahkeme veznesine depo etmemiştir. Hal böyle olunca dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden yargılamada vekille temsil edilen davalılar yararına dava tarihinde yürürlükte bulunan asgari avukatlık ücret tarifesine göre avukatlık parasına hükmedilmesi zorunludur.
Sonuç: Davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde ise de yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirmediğinden hüküm fıkrasının 4 numaralı bendinin hüküm yerinden çıkarılmasına yerine yargılamada vekille temsil edilen davalılar yararına dava dilekçesinde belirtilen değer gözönünde tutularak dava tarihinde yürürlükte bulunan asgari avukatlık ücret tarifesine nazaran takdir ve tesbit olunan 672.500.000 Lira avukatlık parasının davacılardan alınarak vekille temsil edilen davalılara verilmesine sözlerinin yazılmasına hükmün düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA, hüküm düzeltilerek onandığından harç alınmasına yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde ilgiliye iadesine, 24.11.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy