(3402 S. K. m. 17, 20)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca davacılar Ruşen ve Vehbi tarafından duruşmalı olarak incelenmesi istenilmiş ve isteğin kanuni süresinde olduğu anlaşılmış ise de hüküm tarihinde taşınmazın değeri kanunda murafaa için öngörülen 10.000.000.000 lirayı geçmediği anlaşıldığından duruşma isteminin reddine, dosyanın evrak üzerinde incelenmesine karar verilip tetkik hakiminin raporu okundu. Gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 119 ada 1 ve 131 ada 1 parsel sayılı sırasıyla 16537,45 m2 ve 35940,70 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar tapu kaydına, satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davacı Ruşen ve Vehbi ile davalı hazine adına paylı olarak tespit edilmiştir. Taşınmazların kadastro tespitleri 09.01.1997 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı Ruşen ve Vehbi 04.05.2000 tarihinde satınalma, imar ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak taşınmazlardaki hazine payına yönelik olarak dava açmışlardır. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava ve temyize konu 119 ada 1 ve 131 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar, tutanaklarında belirtilen hukuksal nedenlere dayanılarak taraflar adına paylı olarak tespit edilmiştir.
Davacı taraf dava ve temyize konu taşınmazlarda hazine adına tespit edilen paylara yönelik olarak dava açmıştır. Tarafların tutunduğu kadastro tespitine dayanak yapılan tapu kayıtlarının dava ve temyize konu taşınmazlara ait olduğu yanlar arasında uyuşmazlık konusu değildir.
Yanlar arasındaki uyuşmazlık, davacı tarafın dava ve temyize konu taşınmazlardaki hazine payını satın alıp, almadığı taşınmazlardaki hazine payının imar ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla kazanılıp kazanılamayacağı yönünde toplanmıştır. Kadastro tespitine dayanak yapılan tapu kayıtlarının oluşma nedeni ve kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri dikkate alındığında, davacı tarafın Ahar Mahallere Nakledilen Eşhasın Emval ve Duyun ve Matlubatı Metrukesi Hakkında 17 Zilkade 1333 ve 13 Eylül 1331 tarihli Kanunu Muvakkatin, Nisan 1339 gün ve 333 sayılı Kanunla değiştirilen 2. maddesi hükmünce; bu nitelikteki mallarda tasarrufun her türlü muvazaadan ari "arınmış" yazılı bir belge ile kanıtlaması zorunludur. Davacı tarafın tutunduğu tapu kaydında tarif edilen sınır yerleri özellikle "Voturoğlu" olarak tarif edilen sınır yerleri dikkate alındığında, dayanılan tapu kayıtlarının kapsamının 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca yüzölçümü ile belirleneceği, miktar fazlasından oluşan kesimin ise kaçak ve yitik kişilerden kanunları uyarınca devlete (hazineye) kalan taşınmazlardan olduğunun kabulü gerekir.
Bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz. Gerçekten öğretide ve Yargıtay uygulamasında kararlılık kazanan görüşlere göre, kaçak ve yitik kişilerden kanunları uyarınca, devlete kalan taşınmazların satışının geçerli olabilmesi için niteliği az yukarıda açıklanan yazılı bir belgeye dayanılması gerekir. Somut olayda davacı taraf bu nitelikte yazılı bir belgeye dayanmadığı gibi bu doğrultuda bir iddia öne sürüp, tespitte saptanan hukuksal olgunun da aksini yöntemine uygun şekilde kanıtlayamamıştır.
Sonuç: Mahkemece bu yönler dikkate alınarak oluşturulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı tarafın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 22.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy