(3402 S. K. m. 16)
Dava: Kadastro tespitine dayalı olarak oluşan tapu kaydının iptali istemi ile açılan davada mahkemece verilen kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı-davalı Mustafa Ş., davalılar Celal Ş., Veysel Ş. ve davalı-davacı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Davalı-davacı hazine dışında kalan tarafların temyizi yerel mahkemece oluşturulan hükmün gerekçesine, davacı-davalı hazinenin temyizi ise tüm taşınmazlarla ilgili hükmün esasına ilişkindir.
Mahkemece dava ve temyize konu 198, 199 ve 200 parsel sayılı taşınmazların davacı-davalı Mustafa Şahin'in tutunduğu Mart 1334 tarih 16 sayılı kök tapu kaydı ile bu kaydın tedavülü yoluyla oluşan tapu kayıtlarının değişmez nitelikteki sınırlarıyla kapsamında kaldığı, gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Davacı-davalı Mustafa Şahin'in tutunduğu Mart 1334 tarih 16 sayılı kök tapu kaydında doğuda TASIL TEPE, kuzeyde SULU DERE, batıda 20 HAT VE BAİT, mesafede KARATEPE güneyde TASIL SİVRİTEPE sınır olarak tarif edilmiştir. Dayanılan tapu kaydında tarif edilen tepe sınırları dikkate alındığında kural olarak bu nitelikteki kayıtlar değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlı kayıtlardan olup bu nitelikteki kayıtların kapsamının 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi hükmü uyarınca yüzölçümüyle belirlenmesi zorunludur. Ne var ki, az yukarıda davacı-davalı Mustafa Şahin'in tutunduğu Mart 1334 tarih 16 sayılı tapu kaydında tarif edilen sınır yerlerinin, tümü her yerde bulunması mümkün, doğal nitelikteki sınır yerlerindendir.
Öte yandan dava ve temyize konu 198, 199 ve 200 parsel sayılı taşınmazların sınırında dava konusu taşınmazları, tümden çevreleyen komşu 578 parsel sayılı taşınmaz, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliğiyle sınırlandırılmak suretiyle tesbit edilmiştir. Öğretide ve Yargıtay uygulamasında kararlılık kazanan görüşlere göre kamu malı niteliğindeki meralar içinden yol, dere, tepe, hendek, çukur gibi doğal sınır yerlerinin bulunması da mümkündür. Dava konusu taşınmazlar ile, taşınmazları tümden çevreleyen mera niteliğiyle sınırlandırılmak suretiyle tesbit edilen komşu 578 parsel sayılı taşınmaz arasında ayırıcı unsur niteliğinde bir sınır yeri tarif edilmemiştir. Hal böyle olunca davacı-davalı Mustafa Şahin'in tutunduğu Mart 1334 tarih 16 sayılı tapu kaydının dava ve temyize konu taşınmazlara ait olmadığı, dava konusu taşınmazların sınırlarındaki eylemli meranın bir bölümünü oluşturduğunun kabulü gerekir. Öte yandan meralar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz.
Kaldı ki dava ve temyize konu 200 parsel sayılı taşınmaz hakkında, davacı-davalı hazine ile dava dışı Osman Ş. arasında görülüp, sonuçlanan ve yargı denetiminden geçerek kesinleşen hüküm taraflar yönünden, koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hüküm oluşturmasa bile güçlü delil niteliğindedir. Güçlü delilin aksi daha güçlü bir delille kanıtlanabilirse de, somut olayda güçlü delilin aksi de kanıtlanmamıştır.
Mahkemece bu olgular dikkate alınarak davacı-davalı hazinenin davasının kabulüne, dava ve temyize konu taşınmazların 3402 sayılı K.K.nun 16/B. maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmasına karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
1- Hazine dışında kalan tarafların yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
2- Davacı-davalı hazinenin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüne, 198, 199 ve 200 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili hükümlerin davacı-davalı hazine yararına BOZULMASINA, 19.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy