(1086 S. K. m. 45) (3402 S. K. m. 5)
Dava: Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Dava ve temyize konu 114 ada 1, 117 ada 4, 5 ve 6, 163 ada 1 ve 2, 109 ada 41 ve 42, 159 ada 25, 26 ve 27 parsel sayılı taşınmazların tespit gününden önce genel mahkemeye açılan ve görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılan davanın kapsamında kaldığı mahkemece yapılan keşif, uygulama, toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Hal böyle olunca dava ve temyize konu taşınmazların kadastro tespitlerinin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 5. maddesi hükmü uyarınca malik hanesi açık bırakılmak suretiyle yapıldığının kabulü gerekir. Taşınmazların bir bölümünün malik hanesinin yanılgı ile davacı Hüseyin Ö. adına, bir bölümünün de davalı hazine adına doldurulmuş olması sonuca etkili değildir. Bu yanılgı davacı Hüseyin Ö. ile davalı hazinenin davada taraf olmasını zorunlu kılar. Kaldı ki, tespit gününden önce genel mahkemece açılan ve görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılan dava da Hüseyin Ö., hazine ile Köy Tüzel Kişiliği aleyhine açılmıştır.
Mahkemece aktarılan davanın konusu olduğu halde 117 ada 4 ve 5 159 ada 25, 26 ve 27 parsel sayılı taşınmazlar hakkındaki davaların tefrik edilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Gerçekten tespit gününden önce genel mahkemeye açılan ve görevsizlik kararı ile kadastro mahkemesine aktarılan davada, dayanılan maddi ve hukuki olgular ile iddianın öne sürülüş biçimi davalı tarafın savunması dikkate alındığında davalardan biri veya bir bölümü hakkında oluşturulacak hükmün diğer taşınmazlara yöneltilen davaların sonucu etkileyeceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmüne göre davalar arasında fiili ve hukuki irtibatın varlığının kabulü gerekir. O halde tüm taşınmazlar hakkında açılan davaların birlikte çözümlenmesi zorunludur. Bu olgu sağlıklı sonuca varmanın ve dava ekonomisine uymanın temel koşuludur. Davacı Hüseyin Ö.'ın sözü edilen taşınmazlar hakkındaki davadan vazgeçmesi ya da atiye bırakmış olması sonuca etkili değildir. Kaldı ki, adı geçenin beyanı dikkate alındığında hakkın özünden vazgeçmeyi gerektiren davadan feragat niteliğinde bir beyanda değildir. Davaların atiye bırakılması anlamında bir beyandır.
Sonuç: Taşınmazların kadastro tespitlerinin 3402 Sayılı Kadastro Kanunun 5. maddesi hükmü uyarınca malikhaneleri açık bırakılmak suretiyle yapıldığı somut olayda aynı Yasanın 30. maddesi hükmünün uygulama olanağı bulunduğu dikkate alındığında az yukarıda belirtilen taşınmazlara yöneltilen davaların tefrikine karar verilmiş olması isabetsiz, davalı hazinenin temyiz itirazları öncelikle bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre de sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 26.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy