(1086 S. K. m. 151, 237)
Dava: Kadastro tespitine dayalı olarak oluşan tapu kaydının iptali istemi ile açılan davada mahkemece verilen kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraflarca istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: İddia ve savunmaya, mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere göre, dava niteliği ve içeriği itibariyle 3402 sayılı kadastro Kanununun 12. maddesi hükmüne dayalı, kesinleşen Kadastroya karşı açılan dava niteliğindedir. Dava ve temyize konu 105, 116 427, 470, 650, 681, 690, 738, 849, 850 ve 995 parsel sayılı taşınmazlardan 470 ve 738 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitinin 17.8.1990 tarihinde sözü edilen taşınmazlar dışında kalan, dava ve temyize konu taşınmazların ise kadastro tespitlerinin 5.8.1983 tarihinde kesinleştiği davanın ise 26.8.2001 tarihinde açıldığı dosya içeriği ile belirlenmiştir. Davanın açıldığı gün ile kadastro tespitlerinin kesinleştiği gün arasında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmünde öngörülen hak düşürücü, bu niteliği ile mahkemece istek olmasa bile resen gözetilmesi gerekli, 10 yıllık sürenin geçtiği saptanmıştır. Mahkemece bu olgular gözönüne alınarak davaların tümünün süre aşımından reddine karar verilmesi gerekirken, Ayşe Sultar eşi davalı Mustafa'nın kendisine yöneltilen davayı, yöntemine uygun şekilde kabul ettiğinden söz edilerek taşınmazlardaki Mustafa'nın payının davacılar adına tesciline karar verilmesi de isabetsizdir.
Kural olarak, feragat, kabul gibi irade beyanları, usulün 151. maddesi hükmü uyarınca yöntemine uygun şekilde belgelendirilmiş olmak koşulu ile, koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hükmün bütün sonuçlarını doğurur. Her ne kadar kendisine yöneltilen davayı kayıtsız ve koşulsuz kabul ettiği saptanan davalı Mustafa kabulden dönmeyi haklı gösterecek herhangi bir hukuksal neden öne sürmemiş ise de Ayşe Sultar'ın Medeni Kanununun yürürlük gününde 1991 tarihinde vefat ettiği, bu nedenle adı geçenin terekesinin iştirak halinde bulunduğu, Ayşe mirasçıları arasında iştirak halinde mülkiyet hükümlerinin yürürlükte bulunduğu sırada, bir ya da bir bölüm mirasçının somut olayda davalı Mustafa'nın yöntemine uygun şekilde kendisine yöneltilen davayı kabul etmesinin, terekeyi bağlamayacağı dikkate alındığında davalı Mustafa'nın yöntemine uygun şekilde davayı kabul etmiş olması davacılar yararına hukuksal bir sonuç doğurmaz. Gerçekten bu olgu öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında da kararlılık kazanmıştır. Mahkemece bu olgular dikkate alınarak davalı Mustafa'ya yöneltilen davanın da reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle davalı Mustafa'nın payının davacılar adına tesciline karar verilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle davacıların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle davalılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harçların istek halinde ilgililerine iadesine, 27.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy