(3402 S. K. m. 14) (3083 S. K. m. 2)
Dava: Kadastro tespitine dayalı olarak oluşan tapu kaydının iptali istemi ile açılan davada mahkemece verilen kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine ile davacılar Bedir Bilgin ve müşterekleri tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Dava konusu 188 ve 195 parsel sayılı sırasıyla 73500 m2 ve 70400 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar dava dışı taşınmazlara revizyon gören kayıtların miktar fazlası olarak davalı hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacılar Bedir Bilgin ve dava arkadaşları tapu kayıtlarına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmışlardır. Yargılama sırasında ise dayandıkları tapu kaydının taşınmazlara uymadığını açıklayarak 195 parsel sayılı taşınmaza yönelen davada başka tapu kaydına dayanmışlardır. Mahkemece usule ilişkin bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne, dava konusu 195 parsel sayıl taşınmazın davalı hazine adına olan tapu kaydının iptali ile payları oranında davacılar adına tapuya tesciline dava konusu 188 parsel sayılı taşınmaza yönelen davanın reddine karar verilmiş; hüküm davalı hazine ile davacılar Bedir Bilgin ve müşterekleri tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda dava konusu 195 parsel sayılı taşınmaza yönelik davanın kabulüne, 188 parsel sayılı taşınmaza yönelen davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı Hazinenin temyizi 195 parsel sayılı taşınmazla ilgili hükme, davacıların temyizi ise 195 parsel sayılı taşınmazla ilgili hükmün gerekçesi ile 188 parsel sayılı taşınmazla ilgili hükme yöneliktir. Davacı tarafın dayandığı 8.10.1968 tarih 19, 32, 35 ve 36 sayılı tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazlara ait olmadığı, davacı vekili tarafından duruşma tutanağına geçirilen beyanı ile saptanmıştır. Ne var ki davacı taraf daha sonra Aralık 1949 tarih 17 sayılı tapu kaydına dayanarak tutunduğu Aralık 1949 tarih 17 sayılı tapu kaydının dava konusu 195 parsel sayılı taşınmaza ait olduğunu öne sürmüştür. Mahkemece yapılan keşif, uygulama, toplanıp değerlendirilen delillere göre Aralık 1949 tarih 17 sayılı tapu kaydının dava konusu 195 parsel sayılı taşınmazı kapsamadığı belirlenmiştir. Açıklanan nedenlerle davacı tarafın bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Ne var ki her iki taşınmaz üzerinde kadastro tespit gününe kadar davacılar ile miras bırakanlarının 20 yılı aşkın süre ile zilyet bulunduğu dosya içeriğiyle saptanmıştır. Bu olgular dikkate alındığında dava ve temyiz konusu taşınmazlar üzerinde 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinmenin diğer koşullarının davacılar yararına gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Ne var ki, davanın dayanağını oluşturan 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14/son maddesi hükmünde aynı çalışma alanı içerisinde bir kişinin kayıtsız ve belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinebileceği toplam taşınmaz miktarı sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümdür. Mahkemece bu olgu dikkate alınarak yöntemine uygun bir araştırma ve soruşturma yapılmamıştır. O halde davacılar ve miras bırakanlarının açık kimliklerinden söz edilerek davacılar ile miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden adlarına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediğinin Kadastro Müdürlüğü, Tapu Sicil Müdürlüğü ve Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden ayrı ayrı sorulup saptanması, var ise etkili bir denetim ve kontrol için, sözü edilen taşınmazların tespit tutanakları getirtilmeli, tespitlerine bir kayıt ve belge esas alınıp, alınmadığı incelenmeli, tespitlerine bir kayıt ve belge esas alınmamış ve davalı iseler usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirileceği düşünülmeli, kesinleşmiş iseler yüzölçümleri dikkate alınmalı, paylı olarak tespit edilenler var ise taşınmazın gerçek yüzölçümü payda kabul edilerek adına pay tespit edilen gerçek kişinin payı o taşınmazda payı karşılığı kendisine isabet edecek taşınmaz miktarı belirlenmeli, daha sonra taşınmazların kuru yada sulu toprak niteliğinde olup olmadığı 3083 sayılı yasanın 2/G maddesi hükmü uyarınca Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
Sonuç: Mahkemece bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz davacı Bedir Bilgin ve paydaşları ile davalı Hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 24.03.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy