(1086 S. K. m. 287)
Dava: Taraflar arasında aidiyetin tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi taraflarca istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Davacı Hasan Güler 1230 parsel sayılı taşınmazın davalı Seyfettin Güler adına kayıtlı 1/16 payı üzerinde bulunan binanın 4 numaralı dairesinin (bağımsız bölümün) kendisi tarafından yaptırıldığının tespitini, bu olgunun tapuya şerh verilmesi istemiyle dava açmıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, taraflar için geçerli olmak üzere eski 1230 yeni 2402 ada 13 parsel sayılı tarla niteliği ile müşterek mülkiyet hükümlerine göre tapuda kayıtlı taşınmaz üzerinde imar mevzuatına aykırı olarak inşa edilen bir zemin ve 3 normal katlı binanın, 3 normal katının yapımında davacının 1/2 oranında katkısının olduğunun tespitine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. İddia ve savunmaya mahkemece toplanıp değerlendirilen deliller ile duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere göre dava niteliği ve içeriği itibariyle eski 1230 yeni 2402 ada 13 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın aidiyetinin tespitine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Saptanan dava niteliği ve dosya içeriğine göre davacı tarafın dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı belirlenmiştir. Kural olarak tespit davasının dinlenebilmesi için genel dava şartlarından başka iki özel koşula daha ihtiyaç vardır. Gerçekten sözü edilen ve aşağıda açıklanan koşulların öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında tespit davasının kendine özgü koşulları olarak nitelendirilmektedir Sözü edilen özel koşullara gelince;
1- Özel koşulların ilki, tespit davasının konusunu ancak bir hukuki ilişkinin oluşturabileceği tartışmasızdır. Gerçekten, tespit hükmü, hak ve alacakların doğduğu hukuki ilişkinin mevcut olup, olmadığını tespit etmekte olup, miktarları hakkında bir şey içermez. Bu nedenle uygulamada, konusu, yalnızca maddi vakıa ya da vakıalar olan tespit davaların dinlenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Kural olarak maddi vakıa ya da vakıalar ancak hukuki bir ilişki ile birlikte tespit davasına konu olabilirler.
2- Davacının sözünü ettiği açık bir anlatımla öne sürdüğü hukuki ilişkinin, mevcut olup olmadığının, hemen tespitinde, hukuki bir yararı bulunmalıdır. Hukuki yarar koşulu, tespit davasını hükme bağlayan tüm yasalarda öğretide ve uygulamada kararlılıkla aranmaktadır. Öte yandan, bir hukuki ilişkinin, hemen tespitinde, hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için, üç koşulun birlikte olması zorunludur. Sözü edilen üç koşulu hemen açıklamak gerekirse;
A) Davacının bir hakkı veya hukuki durumunun hâlihazır bir tehlike ile ciddi biçimde tehdit edilmiş olması ve sözü edilen tehlikenin yakın ve tehdidin ciddi olması gerekir.
B) Bu ciddi tehdit sebebiyle davacının hukuki durumunun tereddüt ya da belirsizlik içinde olması, bu hususun davacı için bir zararı meydana getirebilecek nitelikte bulunması gerekir. Tehdit, objektif olarak değerlendirildiğinde, bir zarar doğurabilecek nitelikte olmalıdır.
C) Yalnızca koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hükmün sonuçlarını meydana getiren, cebrî-icraya yetki vermeyen bir başka deyişle icra ve infaz kabiliyeti bulunmayan tespit hükmünün bu tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte olması zorunlu olduğu gibi, davacının, hukuken korunma ihtiyacı da hâlihazırda bulunmalıdır. Özellikle hukuki yarar koşulu tespit davasının açıldığı günde mevcut olması ve hüküm verilene değin varlığını sürdürmesi de zorunludur. Dosya içeriğine göre davalı Seyfettin Güler tarafından davacı Hasan Güler aleyhine tahliye davası açıldığı, o davada davacı Hasan Güler'in kiracı olmadığı saptanarak davanın reddine karar verildiği de dosya kapsamıyla belirlenmiştir.
Açıklanan nedenlerle davacının, hukuki korunma (himaye)ihtiyacını, başka bir vasıta ile tamamen tatmin edebilmesinin, mümkün olduğu hallerde, hukuki ilişkinin mücerret tespitinde, hukuki yararının bulunmadığı bu nedenle tespit davası açamayacağı kuşkusuzdur. Kural olarak, öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında "Eda Davası" açılmasının mümkün olduğu hallerde tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir. Açıklanan bu olgular karşısında davacı tarafın hüküm fıkrasının 1 nolu bendinde açıklanan tapuya şerh verilmesi isteminin reddine ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine, Davalının temyiz itirazlarına gelince; az yukarıda genel dava şartlarından ayrık olmak üzere tespit davasına özgü koşulların mahkemece resen gözetilmesi zorunludur. Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar, dava koşuludur.
Sonuç: Mahkemece bu olgular göz ardı edilerek davanın kısmen kabulü doğrultusunda yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz davalının yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde ilgilisine iadesine 08.04.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy