(3402 S. K. m. 20) (1086 S. K. m. 237)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında dava ve temyize konu 166 ada 58 parsel sayılı 10.406,91 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydına dayanılarak davalı Hazine adına, aynı ada 59 parsel sayılı 76.105,74 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ise mera tahsis kararına dayanılarak mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tesbit edilmiştir. Davacı Nasır Özdemir başka tapu kaydına, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne, 166 ada 58 parsel sayılı taşınmazın tümü ile aynı ada 59 parsel sayılı taşınmazın 5.10.2004 tarihli uzman bilirkişi haritasında kırmızı renkle taralı A harfi ile gösterilen 21467,42 m2 yüzölçümündeki bölümünün davacı adına tapuya tesciline, 59 parsel sayılı taşınmazın geriye kalan B ve C harfleri ile gösterilen bölümlerinin ise tesbit gibi mera niteliği ile sınırlandırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece 166 ada 58 parsel sayılı taşınmazın tümü ile 59 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi tarafından düzenlenen 5.10.2004 günlü haritada kırmızı renklerle taralı (A) harfi ile işaretli 21467,42 m2 yüzölçümündeki bölümünün davacı tarafın tutunduğu davalı hazine ve köy tüzel kişiliğinin taraf olduğu tescil davasında oluşan tapu kaydı ve dayanağı haritanın kapsamında kaldığı, yanlar arasında kesin hüküm bulunduğu gerekçe gösterilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de saptanan dava niteliğine göre mahkemece yapılan araştırma, soruşturma hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Kural olarak yanlar arasında koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hükmün bulunması halinde kesin hükmün kamu düzenine ilişkin olması bu nedenle istek olmasa bile yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetilmesinin zorunlu olduğu öte yandan kesin hükmün olumsuz dava koşulu olduğu aynı taşınmaz ya da taşınmazlara ilişkin sonraki günlü uyuşmazlıkların önceki günlü kesin hükme göre çözümleneceği tartışmasızdır. Ne var ki Uzman bilirkişi Adem Peltik tarafından düzenlenen 5.10.2004 günlü harita ve eki rapor içeriğine göre tescil davası sonucunda oluşan tapu kaydı ve dayanağı haritası ile yetkili idari merciiler tarafından taşınmazların bulunduğu bölgede 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarınca yapılan ve yönetimsel işlem olarak nitelendirilen mera tahsis haritası ve dayanağı belgelerin yerine ne biçimde uygulandığı anlaşılamadığı gibi harita ve raporda keşfi izlemeye bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan vermemektedir.
O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için dava konusu taşınmazlar başında yöreyi iyi bilen, elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi aracılığı ile yeniden keşif yapılmalı, kadastro paftasının ölçeği ile mera tahsis haritasının ölçeği öncelikle eşitlenmeli, öte yandan tescil davası sonucunda oluşan tapu kaydının dayanağı haritada her ne kadar ölçek yok ise de kenar uzunluklarının bulunduğu dikkate alındığında uzman bilirkişinin haritanın yerine uygulama olanağı bulunmadığı yolundaki düşüncesinin yasal dayanaktan yoksun olduğu kaldı ki haritadan şeklende yararlanılacağı düşünülmeli, bundan sonra mera tahsis haritası ile kadastro paftası yerel bilirkişi yardımı uzman bilirkişi eliyle çakıştırılmak suretiyle yerine uygulanmalı, uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal ya da yapay sınır yerlerinden yararlanılmalı, daha sonra tescil davası sonucunda oluşan tapu kaydının dayanağı haritadaki kenar uzunluklarından yararlanmak ve batıdaki yol sınırı ile doğudaki Hamo Şahin'e ait değişmez nitelikte sınır sayılabilecek taşınmaz ile haritada kuzeyde hazine olarak gösterilen taşınmaz yeri esas alınarak yerine 3402 sayılı kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca uygulanmalı, bu yolla dava konusu taşınmazların tümü ya da bir bölümünün mera tahsis haritası ile davacının dayandığı tapu kaydının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız belirlenmeli, bu yolla tapu kaydı ile mera tahsis haritasının kapsamı sağlıklı biçimde belirlenmeli, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı gerekçeli rapor alınmalı, yetkili idari merciiler tarafından mera tahsisine ilişkin yönetimsel işlemin daha önce yapılıp kesinleştiği davacı tarafın dayandığı tapu kaydının temelini oluşturan tescil ilamının ise daha sonra kesinleştiği, davacının mera tahsisine ilişkin yönetimsel işlemi idari yargı yerinde dava açarak iptal ettirdiğini öne sürüp bu olguyu kanıtlayamadığı dikkate alınmalı, davacı tarafın dayandığı tapu kaydına hukuken değer verilip verilmeyeceği hüküm yerinde irdelenip incelenmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 21.03.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy