(3402 S. K. m. 13, 14, 20)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: Mahkemece dava ve temyize konu taşınmazın genel harman yeri olmadığı özel harman yeri olduğu tespit gününde 794 parsel sayılı taşınmaz bölümleri üzerinde adlarına tescile karar verilen zilyetleri davacılar yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de, yapılan araştırma soruşturma hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacılardan Dede Uçar ile Hannan Doğan Ağustos 1288 tarih 11 ve 12 sayılı tapu kayıtlarına dayanmışlardır. Dayanılan tapu kayıtlarının yerine uygulanması yöntemine uygun olmadığı gibi uygulamada komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve dayanağı kayıtlarla uygulamaya ilişkin yerel bilirkişi sözleri denetlenmemiştir. Öte yandan taşınmazın genel harman yerimi yada özel harman yerimi, olduğu yolundaki yapılan araştırma soruşturma yöntemine uygun olmadığı gibi yapılan araştırma soruşturma da yetersizdir. Kaldı ki, kadastro komisyonunca yapılan tahkikatta dinlenen bilirkişi ve tanıklar ile tespit tutanağı bilirkişilerinin tümü taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek tespitte saptanan hukuksal olgu ile keşifte saptanan hukuksal olgunun birbirine aykırı düştüğü dikkate alınarak çelişki giderilmemiştir.
Kural olarak mahkemece bir yerin genel harman yeri olarak kabul edilebilmesi için taşınmazın öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri genel harman yeri olarak kullanıla gelmiş olması zorunludur. Öte yandan bir taşınmazın özel harman yeri olarak kabul edilebilmesi için taşınmaz maliki yada maliklerinin mevsimin belli zamanlarında o taşınmazı özel harman yeri olarak kullanmaları daha açık bir anlatımla, kendi harmanlarını taşınmaz üzerine dökmek suretiyle orada harman yapmaları veya iyi komşuluk ilişkilerinden kaynaklanan hoşgörü ile başkalarına da aynı amaçla kullandırmaları gerekir. Böylesine yetersiz araştırma ve soruşturma ile hüküm kurulamaz.
O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için saptanan dava niteliği de dikkate alınarak öncelikle davacılardan Hannan Doğan ve Dede Uçar'ın tutunduğu Ağustos 1288 tarih 11 ve 12 sayılı yoklama kayıtları onaylı yada onaysız olduklarını gösterecek şekilde Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, yoklama kayıtlarının onaysız olması halinde, tapu kaydı niteliğinde mülkiyet belgesi olmadığı düşünülmeli, onaysız yoklama kaydının intikal görmesi "tedavül görmesi" halinde mülkiyet belgesi sayılan tapu kaydı niteliğinde bir belge sayılacağı düşünülmeli, onaysız yada tedavül görmeyen yoklama kaydının zilyetlikle birleşmedikçe hukuksal bir değer taşımayacağı düşünülmeli, sözü edilen yoklama kaydı tapu kaydı niteliğini kazanmış ise sözü edilen kayıt ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleriyle birlikte Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra tapu kaydına dayanan davacı tarafın kayıt maliki yada malikleri ile akdi, irsi ilişkisi sorulup saptanmalı, bu nedenle kayıt maliki yada maliklerinin tüm mirasçılarını gösterecek şekilde onaylı nüfus aile kayıt örnekleri, ilgili Nüfus Müdürlüğünden getirtilmeli, yada bu konuda istihsal edilmiş veraset belgesi varsa ibraz ettirilmeli, bu yolla irsi ilişki sağlıklı biçimde duraksamasız belirlenmeli, akdi ilişkiye dayanıldığı takdirde ilgiliden bu konudaki delilleri sorulup saptanmalı, göstereceği deliller toplanmalı yada bu konuya ilişkin yazılı kayıt ve belgeleri ibraz ettirilmeli, kayda dayanan tarafın tapu kayıt maliki yada malikleri ile akdi yada irsi ilişkisi saptandığı takdirde dayanılan kaydın dava dışı başka taşınmaz yada taşınmazlara revizyon görüp görmediği, Tapu Sicil Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise dava konusu taşınmaz yada taşınmazlarla birlikte revizyon gördüğü dava dışı taşınmazları ve bu taşınmazlara dıştan komşu taşınmazları da bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra dıştan komşu taşınmazların tespit tutanakları ve dayanakları kayıtlar davalı iseler dava dosyaları getirtilmeli, dayanılan kaydın dava dışı başka taşınmazlara revizyon gördüğü ve davalı olduğu saptandığı takdirde usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirilip birleştirilmeyeceği yönü üzerinde durulmalı, vurgulanan bu olgunun dava ekonomisi ve kaydın kapsamının sağlıklı biçimde belirlenebilmesi için zorunlu olduğu özellikle dikkate alınmalı, daha sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi, tutanak bilirkişilerinin tümü, tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca dayanılan tapu kayıtları yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı, uygulamada kaydın revizyon gördüğü dava dışı taşınmazlar özellikle gözönünde tutulmalı, kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman bilirkişiye kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, uygulamaya ilişkin yerel bilirkişi ve tanık sözleri, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve dayanakları kayıtlarla denetlenmeli, uygulamada tapu kaydında tarif edilen "harabe" ve "vadi" gibi sınır yerlerinin doğal nitelikte sınır yerlerinden olduğu ve her yerde bulunmasının mümkün bulunduğu düşünülmeli, özellikle tapu kaydında "Aliko" olarak tarif edilen sınır yerinin gerçekten 455 parsel sayılı taşınmaz yeri olup olmadığı bu taşınmazın tespitine dayanak yapılan kayıtların maliklerinin onaylı nüfus kayıt örnekleri getirtilerek bu konuya ilişkin yerel bilirkişi sözleri denetlenmeli, bu yolla dava konusu taşınmazın dayanılan tapu kayıtlarının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız saptanmalı, dayanılan tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazın tümünü yada bir bölümünü kapsaması halinde dayanılan tapu kayıtlarının hukuksal değerini yitirip yitirmediği 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 13/B-c maddesi hükmünde öngörülen koşullar eşliğinde incelenmeli, dayanılan tapu kayıtlarının hukuksal değerini koruduğunun saptanması halinde 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 13/B-b maddesi hükmünde öngörülen koşulların kayda dayanan davacılar yararına gerçekleşip gerçekleşmediği yöntemine uygun biçimde araştırılmalı, dayanılan tapu kayıtlarının hukuksal değerini yitirdiği yada tutulunan tapu kayıtlarının dava ve temyize konu taşınmazı kapsamadığının saptanması halinde çekişmeli taşınmazın genel harman yeri olup olmadığı yöntemine uygun biçimde araştırılmalı, ve dava konusu taşınmazın genel harman yeri niteliğinde olmadığı saptandığı takdirde yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, bu konuda zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek, çelişki giderilmeli, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı hazinenin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA 23.1.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy