(3402 S. K. m. 5, 30)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı Muzaffer Aslan tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında dava ve temyize konu 182 ada 14 ve 177 ada 20 parsel sayılı taşınmazlar davalı olduğundan söz edilerek 3402 sayılı Kadastro Kanunun 5. maddesi hükmü uyarınca malikhaneleri ve yüzölçümleri hanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. Hal böyle olunca, somut olayda sözü edilen yasanın 30. maddesi hükmünün uygulama olanağı bulunduğu kuşkusuzdur.
Ne var ki mahkemece dava konusu taşınmazlar hakkında kadastro tespit gününden önce, genel mahkemeye açılan davanın yargılaması sırasında ve özellikle 27.1.1982 günlü oturumda tarafların duruşma tutanağına geçen beyanları göz önüne alınarak davanın reddine dava konusu taşınmazların davalı İbrahim Yıldırım adına tesciline karar verilmiştir. Az yukarıda vurgulanan olgular dikkate alındığında açık bir anlatımla, tespitte saptanan hukuksal olgular dikkate alındığında, taşınmazlar başında keşif yapılması zorunludur. 27.1.1982 günlü oturumda duruşma tutanağına geçen taraf beyanları kuşkusuz beyanda bulunanları bağlar. Bu beyanların kadastro hakimini bağlamayacağı kuşkusuzdur. Kural olarak kadastro hakimi, aktarılan davanın açıldığı gündeki hukuksal duruma göre gerçek hak sahibini saptamakla yükümlüdür. Mahkemece bu doğrultuda herhangi bir araştırma ve soruşturma yapılmamıştır.
O halde, mahkemece sağlıklı bir sonucu varılabilmesi için öncelikle dava konusu taşınmazlar başında yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve uzman bilirkişi, tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde, taşınmazlar başında keşif yapılmalı, öncelikle tespit gününden önce genel mahkemeye açılan ve görevsizlik kararı ile kadastro mahkemesine aktarılan davanın dayanağı dava dilekçesi, yerel bilirkişiye okunmalı, davaya konu yapılan taşınmazlar zemin üzerinde yerel bilirkişiye ayrı ayrı göstertilmeli, uzman bilirkişiden kadastro paftasını zemine ablike etmesi istenilmeli, bu yolla aktarılan davanın kapsamı duraksamasız belirlenmeli, sözü edilen taşınmazların aktarılan davanın gerçekten konusu olduğu saptandığı takdirde iddia ve savunma doğrultunda 3402 sayılı Kadastro Kanunun 30. maddesi hükmü de dikkate alınarak yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, daha sonra taşınmazların yüzölçüm hanelerinin açık bırakıldığı göz önüne alınarak taşınmazların yüzölçümleri sağlıklı biçimde uzman bilirkişi aracılığıyla belirlenmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece, böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi kabule göre de kadastro hakimi infazı mümkün doğru sicil oluşturmakla yükümlü olduğu halde, taşınmazların gerçek yüzölçümleri uzman bilirkişiye hesaplattırılmadan infazda kuşku yaratacak biçimde taşınmazların davalı İbrahim Yıldırım adına tesciline karar verilmiş olması dahi isabetsiz davacı Muzaffer Aslan'ın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 23.01.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy