(818 S. K. m. 41, 101) (1086 S. K. m. 275) (4721 S. K. m. 6) (3095 S. K. m. 1)
Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı ve davalı tarafça istenilmiş olup, temyiz istemlerinin süresinde olduğu anlaşılmakla; dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, raportör üyenin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dava niteliği ve içeriği itibarıyla tacir ya da tacir sayılan taraflar arasında haksız fiilden kaynaklanan maddi tazminat alacağının tahsili için başlatılan icra takibine karşı öne sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece benimsenen uzman bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma, toplanan deliller hüküm vermeye yeterli değildir.
Haksız fiilden kaynaklanan diğer tazminat davalarında olduğu gibi, itirazın iptali davalarında da davalı tarafın zarardan sorumlu tutulabilmesi için yalnızca zararın kanıtlanması yeterli olmayıp aynı zamanda Borçlar Kanunu'nun 41. maddesi hükmünde açıklanan diğer haksız fiil unsurlarının, bir başka deyişle davalının fiilinin, fiil ile zarar arasındaki uygun illiyet bağının, davalının kusurunun ve hukuki aykırılık unsurunun da kanıtlanması gerekir.
HUMK. 275. maddesi hükmüne göre, çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi incelemesi yaptırılması zorunlu olduğu gibi, mahkemece seçilecek bilirkişilerin inceleme yapılacak konunun uzmanı olması gerekir. Hal böyle olunca bilirkişi raporuna itiraz edilmesi halinde itiraz da özel ve teknik konuya ilişkin olacağından itirazların da bilirkişi tarafından değerlendirilmesi ve bilirkişiden ek rapor alınması yada başka bir bilirkişiye inceleme yaptırılması zorunludur.
Somut olaya gelince davalı taraf davayı ve zarara sebebiyet verdiğini kabul etmediğine göre, davacı tarafça kabul edilmeyen ve davalı tarafın yetkili kişilerinin imzasını da içermeyen, davacı kurum görevlilerince tek taraflı olarak düzenlenmiş tutanak ve diğer belgeler zararı ve diğer haksız fiil unsurlarını kanıtlanmada yeterli bir delil olarak kabul edilemez. Tutanakları düzenleyen davacı tarafın kamu kuruluşu olması dahi bu durumu değiştirmez. Hal böyle olunca 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi hükmü de gözetilerek zararı, zararın davalı tarafın fiili sonucu meydana geldiğini, zararla fiil arasında uygun illiyet bağı bulunduğunu ve zararın meydana gelmesinde tüm kusurun davalı tarafta olduğunu davacı taraf kanıtlamak zorundadır. Ne var ki mahkemece taraflardan ve özellikle kanıt yükü üzerinde olan davacı taraftan delilleri sorulup saptanmadan alacak hesabı için bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve düzenlenen uzman bilirkişi raporu benimsenerek rapor doğrultusunda karar verilmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporu ancak hükmedilecek zarar miktarının belirlenmesi yönünden takdiri delil sayılır. Zararı, zararın davalı tarafın fiili sonucu meydana geldiğini, uygun illiyet bağını, davalı tarafın kusurlu olduğunu kanıtlamaz. Kaldı ki, davalı taraf bilirkişi raporunu kabul etmediğini açıklamış, davacı taraf da verdiği dilekçede gerekçelerini göstererek rapora itiraz etmiş ve yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasını istemiştir. Zarar miktarını belirlemenin özel ve teknik bir konu olduğu kabul edilerek bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiğine göre itirazların da bilirkişi tarafından değerlendirilmesi ve bilirkişiden itirazları cevaplandıracak şekilde ek rapor alınması veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması zorunlu olduğu halde mahkemece bu konuda bir işlem yapılmadan hüküm verilmiştir. Davacı tarafın 6183 sayılı kanuna tabi kurumlardan olmadığı, alacağın haksız fiilden kaynaklandığı dikkate alındığında davacı tarafın icra takip talebinde işlemiş gecikme zammı ve gecikme zammına KDV uygulanması istemlerinin yasal dayanağının bulunmadığı, bu istemin Borçlar Kanununun 101. maddesi hükmünde ve 3095 sayılı kanunda açıklanan temerrüt faizi istemi olarak değerlendirilmesi gerektiği, 3065 sayılı kanunda haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacaklarının geç ödenmesi halinde alınacak gecikme faizleri verginin matrahını oluşturan unsurlar arasında sayılmadığından gecikme faizleri üzerine ayrıca KDV eklenerek alacak hesabı yapılamayacağı kuşkusuzdur. Ne var ki bilirkişi raporunda davacı istemi gibi % 25 oranı üzerinden gecikme faizi hesaplanmış ve gecikme faizine gecikme zammı gibi KDV eklenerek alacak miktarı belirlenmiştir. Bu yönü itibarıyla bilirkişi raporunun yetersiz olduğu da kuşkusuzdur. Taraf delilleri toplanmadan eksik araştırma ve soruşturma ile karar verilemeyeceği gibi, itirazlar değerlendirilmeden içeriği itibarıyla yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek de hüküm verilemez.
O halde, mahkemece kanıtlama yükünün kendi üzerlerinde olduğu hatırlatılarak davacı taraftan delilleri, davalı taraftan da karşı delilleri sorulup saptanmalı, taraflarca gösterilecek davanın sonucuna etkili bütün deliller eksiksiz toplanmalı, tarafların kusur oranlarının belirlenmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılmalı, kusur oranları gerekirse keşif yapılarak belirlenmeli, deliller toplandıktan ve davalının zarardan sorumlu tutulabileceği belirlendikten sonra dosya yeniden bilirkişiye verilerek davacı tarafın itirazlarını karşılayacak şekilde ek rapor alınmalı, ya da başka bir bilirkişi veya bilirkişi kurulundan rapor alınmalı, davalının fiili, fiil ile zarar arasındaki uygun illiyet bağı, zararın meydana gelmesinde tarafların kusur oranı ve zarar miktarı, dava kapsamında icra takip tarihi itibarıyla davacı tarafın istemekte haklı olduğu gerçek alacak miktarı duraksamasız belirlendikten sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Sonuç: Mahkemece usule aykırı olarak, eksik araştırma ve soruşturma ile ve yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı ve davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, taraflardan ayrı ayrı ve peşin olarak alınan 13,10 YTL harcın istek halinde ilgililerine iadesine, 08.11.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy